Ben onu seviyorum

Size sex hikayesi yazdım

2020.11.28 19:41 kadir-exe Size sex hikayesi yazdım

Bir yaz akşamıydı, keyfim çok yerindeydi, hem neden mutlu olmayayım ki? Hayat güzel, nefes almaktan bile zevk alıyordum. Hava çok güzeldi, dışarı çıkmaya karar verdim. Güzel yaz gecelerinde 11 den sonra dışarıya çıkmak alışkanlığımdır, kulaklığımı taktım, aynada kendime baktım, dışarı çıkmaya hazırdım. Dışarıda hafif bir meltem bacaklarımın arasından esiyor, her esişinde daha da mutlu ediyordu beni. Derin bir nefes aldım, yaşadığımı ve mutlu olduğumu iliklerime kadar hissettim. Yürüdüm, yürüdüm... şehrin içindeki parka geldim, nam-ı diğer aşıklar parkı, adını burada öldürülen iki aşıktan alıyordu bu park, bir central park olmasa da ağaçların arasında olmak, doğa ile iletişime geçmek her zaman rahatlatır beni. Biraz yürüdükten sonra parktan çıktım, barlar sokağına gelmişken bir sigara yaktım, o sırada yandan bir bağırış işittim, “sanırım birisi fazla içmiş” diye düşünürken bir kadın çığlığı duydum ara sokaktan, adımlarımı oraya çevirdim ve sokağa girdim, karanlık sokakta sesin olduğu yöne koşar adım gidiyordum. Derken tahmin ettiğim manzarayla karşılaştım, çok içmiş birisi kadına sarkantılık yapıyordu, kadını o karanlıkta seçemiyordum ama iyice yaklaşmıştım. Adamın yanına vardığımda kadına doğru hamle yapmıştı, kolunu tuttum yüzünü bana dönünce bir tane yumruk attım, zaten sarhoş olan adam yere yığılıverdi, bunda biraz benim kalıplı olmamın da payı vardır belki. Kadına döndüm, “İyi misin?” (Nefes nefese) “iyiyim.” Dedi. Ardından “çok teşekkür ederim, ben Sude” “Önemli değil, sesini duymam şanstı. Ben de Kadir, memnun oldum.” Dedim. Beraber sokağın çıkışına doğru yürümeye başladık. Sude “bu sokak çok karanlık, beni korkutuyor” dedi. “Sanırım bu sokak belirsizliğini senden almış” dedim. Ufak bir gülücük attı. Sokağın çıkışına geldik, artık net bir şekilde görebiliyordum, kızıl saçlı, beyaz tenli, ela gözlü 1.67-8 boylarında çok güzel bir kadındı, balık etli değildi ama oldukça dolgun göğüsleri vardı, inanın bana hayatımda bir kadından hiç o kadar etkilenmemiştim. “İstersen seni evine bırakayım” dedim. “Hayır gerek yok, tekrar teşekkürler” dedi. Sesinden ve mimiklerinden ne kadar dominant bir kadın olduğu anlaşılıyordu. “İyi geceler dilerim” dedim ve gidişini izledim. Sokağın köşesinden sağa döndü, dönmeden önce son bir kez daha bana bakış attı. O gün resmen büyülenmiş gibi eve döndüm, nasıl gittiğimi bile hatırlamıyorum. Ertesi gün sadece onu görmek için aynı saatte barlar sokağına gittim oturdum tek başıma içmeye başladım ama sarhoş olmadım, 1-2 bira içip kalktım, sokaklarda başıboş dolaşmaya başladım, bir spor salonundan çıkarken gördüm Sudeyi, göz göze geldik, bana baktı, kaçamak bir gülüş attı. “Bu gece seni görmek çok istedim” dedim, “güzel bir gece, güzelliğini senden almış.” Hoşuna gittiğini anlamıştım. “Sanırım biraz içmişsin” dedi. Sarhoşum zannediyordu, bozuntuya vermedim. “Bütün gün seni düşündüm, aşk gerçek midir?” Diye sordum. Yüzüne alaylı bir ifade takındı, “evin nerede senin?” Diye sordu, evimi tarif etmeye başladım sarhoş taklidine devam ederek, koluma girdi. Evimin kapısına geldiğimizde anahtarı çıkardım ama kapıyı o açtı, asansöre bindik, dairem 13. Kattaydı, gözlerine bakmaya başladım, o da bana bakıyordu, kalbimin gittikçe daha hızlı atmaya başladığını farkettim, sanki kalbim benimle konuşuyordu. Gözlerinin içine sanki dünyada başka kadın yokmuşçasına baktım, sadece bir mimik bekliyordum. Ağzının birazını açtı, aldığı nefesi yavaşça yüzüme verdi, tenime nefesininin sıcaklığı değdiği anda dudaklarına yapıştım, o da karşılık verdi. Her hali ile dominantlığını gösteriyordu, asansörün içinde bir o yana bir bu yana çarparak öpüşüyorduk, katıma geldik, biraz yavaşlayarak kapıyı açtım, sonra da dairemin kapısını. Kapıyı kapattığım gibi elimde ne varsa yere bıraktım, o da küçük çantasını atmıştı tekrardan öpüşmeye başladık, yatak odama doğru öpüşerek giderken ellerim de boş durmuyordu, sürekli omuzlarına, kulak arkasına, saçlarına dokunuşlar atıyordum, hiç konuşmuyor sadece sevişiyorduk. Yatak odama girmiştik, Sude üstümdeki kırmızı tişörtü çıkardı, ben de onun üstündekini. Sudenin dudaklarından aşağılara inmeye başladım, öperek boynuna indim, o sırada altını da çıkarttım sudenin, siyah iç çamaşırlarıyla kalmıştı, benim de sadece boxerim vardı üzerimde. Sudeyi sırtüstü yatırmışken bir anda üstüme çıktı, alt dudağımı ısırdı, ben de sütyenini çıkardım muhteşem memeleri vardı, beyaz teni ile adeta bir tanrıça gibiydi. Dolgun göğüslerine yapıştım, göğüslerini emiyordum, göğüs uçları dimdik olmuştu, elleriyle kafamı bastırdı, nefesim kesiliyordu. Ben de boxerimi çıkarttım, amını iç çamaşırının içinden hissedebiliyordum, ıslanmıştı. Sikime sürtünürken nemlendirmişti. Nihayet göğüslerini emmeyi bıraktım, tekrardan üste çıktım, iç çamaşırının altını da çıkardım, pembe daracık bir amı vardı, çok sulanmıştı, amını yalamaya başladım, o sırada nefes alışları hızlandı, hızlandı. “Devam et durma” dedi. Amını yalıyordum, amını emiyordum, o kadar güzeldi ki. Kafama ellerini attı saç diplerimi okşuyordu, amını yalamaya devam ettim. Bir süre sonra kafamı kaldırdım, artık içine girmek istiyordum. “Hayır” dedi, “onu ağzıma koymanı istiyorum” ayağa kalktım önüme eğildi ve sikimi yalamaya başladı, ufak dil darbeleri atıyordu, eliyle sikimi sıvazlarken başını emiyordu, sonra hepsini ağzına aldı, zevkten dört köşe olmuştum. Beni delirtiyordu. Sonra sikimi ağzından çıkarttı, taşşaklarımı emmeye başladı, emdi, emdi... taşşaklarımı emmeyi bitirince beni yatağa itti, üstüme çıktı. Sikime sürtünüyordu, beni domine ediyordu. Amı çok ıslaktı artık sadece sokmak istiyordum, üstüne oturdu yarrağımın, yavaşça zıplamaya başladı daracık amı sikimi zar zor almıştı. Gittikçe daha da hızlı zıplamaya başladı, göğüsleri önümde hopluyordu, göğüslerini emmeye başladım, ben emdikçe daha da hızlı zıplıyordu. Artık dayanamıyordum, kontrolü elime almam gerekiyordu. Sırtüstü yatırdım sudeyi, amına sürttüm tekrardan yarrağımı “lütfen sik beni” diyordu, biraz daha sürttürdükten sonra soktum, içinde gitgel yaparken tırnaklarıyla sırtımı çiziyordu, her inleyişinde daha da hızlanıyordum, sıcacık amcığının içinden çıkmak istemiyordum. Bembeyaz teni tenime değdikçe adeta nükleer enerji oluşturuyordu. Amının derinliklerinde kayboluyordum, ben siktikçe inleyişlerinden arta kalan zamanda “devam et devam et sik beni çok güzel” diyordu. Hızlandım, daha da hızlandım. Sonra boşaldığını farkettim, sikimi çıkartıp o boşalırken amını okşamaya başladım. Sonra yüzüstü yatırdım sudeyi, başını zorlayarak götüne soktum, sikim sudenin götünde ilerledikçe daha çok çığlık atıyordu, daracık götünü sikmeye başladım sudenin, götünde gitgel yaparken bağırmasın diye ağzını kapattım, götü o kadar yumuşaktı ki, ben siktikçe bembeyaz teni dalgalanıyordu. En sonunda dayanamadım ve sikimi kökleyip Sudenin götüne boşaldım. İçinden çıkarttığımda Sudenin gözündeki minnettar bakışı gördüm, gözlerinin içine baktım. “Seni seviyorum” dedim. “Ben de seni seviyorum” dedi, terden sırılsıklam olmuştuk, sarıldı bana, başını göğsüme koydu, öyle uyuyup kalmışız... Aklımı başımdan alan bu kız gerçekten beni seviyor sanırım, yarın onun evine gideceğim. Görüşmek üzere...
submitted by kadir-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.11.25 16:47 bariscsknr Sıkıntılı günlerimde Oğuz Atay tadında yazdığım notlar...

1. Keşke...

Ben onun ailesi gibiydim. Benimle büyüdü. Güzel, uzun, dalgalı saçları, masmavi gözleri vardı. Teni bembeyazdı, ağzı biraz büyüktü. Şu ten meselesi dedim, bu coğrafyada dedim, bu tende bir insan nasıl olur da çıkar dedim. Doğrusu dedim, garip. Rus falan olsa neyse. Beyaz ten, renkli gözler. Çok şanslıymışım halbuki ama çok küçüktüm o zamanlar.

O da çok küçüktü, çok toydu. Bu kadar karamsar ve içine kapanık biri değildi mesela. Neşesi? Neşesi hiç bitmiyordu. Her daim gülebilirdi, eğlenceliydi. Hayatı severdi o zamanlar. Lakin dünya asık suratlı insanların dünyasıydı. Bunu o zamanlar, çok küçükken fark etmişti. Bir de diyordu, şişman insanlar. Evet, şişman insanlar. Onlar da bu dünyada diyordu, önemliler. Nefret ederdi şişmanlamaktan ama hep şişmanlardı mesela, hep. Gerçekten mi? Bilmem, belki de. O zamanlar çok küçüktük ve dünya için çok hafiftik. Matematik diyorduk, yalan. Biz matematiğe girmiyorduk.

Mesela onun saçma sapan, her şeye gülme huyu vardı. Yani bazen sadece gülmek için gülüyordu. Bu kötü bir şey mi? Bilmem. Sen de hiçbir şeyi bilmiyorsun.

Onun bir şeye güldüğünü düşün, biri çıkardı "neden gülüyorsun?" derdi. Bir sebep gerekmiyordu oysa gülmek için. Küçüktü o zamanlar sadece, gülmek istiyordu, gülüyordu. Ama suçlu hissediyordu bazen, bunlardan dolayı. Bu oyunları diyordu, hep yapıyorlar. Aptal diyordu, neden güldün, neden? Ama gülüyordu yine de. Mutlu muydu peki? Bilmem, belki. Belki de düşünmüyordu o zamanlar, mutlu muyum diye. Yaşıyordu sadece. Dedim ya, küçücüktü o zamanlar.

Bir ay çiçeğini düşün, tan vaktinde güneşe doğru açtığını düşün. Sapsarı, hayat dolu. Düşün, düşünüyor musun? Gülüşü işte, öyleydi. O zamanlar henüz büyümemiştik. Çok toyduk. Yarın mesela diyorduk, ne yaparız? Şunu yaparız, bunu yaparız. Ama hiçbir şey yapmıyorduk, hiçbir şey. Sadece yatıyorduk. O kadar küçüktük ki hiç düşünmüyorduk mesela bunları.

Ama sonra sorular gelmeye başladı. Nasıl sorular? "Ne yapacaksın?" gibi bir soru mesela. "Ne yapacaksın?". Bilmem. Ne yapacağım, bilmem, bilmiyorum. Bu soru diyorum, cevabı çok zor ve biz diyorum çok küçüğüz hala. Ama sorular yine. "Nereye kadar böyle gidecek". Cevap belli, bilmiyorum. Sen de diyordu, hiçbir şeyi bilmiyorsun. Evet, hiçbir şeyi bilmiyorum. Sorular, cevaplarını bilmediğim sorular, bunlar çok zor sorular. Ve ben çok küçüğüm hala.

Sorular arttı. "Ne yapacaksın, nereye kadar böyle gidecek, nasıl yaşayacaksın, çalışmazsan nasıl olacak, hiç mi bir şey yapmak istemiyorsun" Sorular, sadece sorular, cevaplarını bilmediğim sorular.

Peki ne zaman oldu da çok soru sormaya başladı? Acaba ben mi alıştırmıştım ona, yoksa her zaman mı böyleydi? Benim sorularım diyordum, içimle ilgili, benimle ilgili ama diyordum onun soruları. Yoo, hayır! Yoksa... Yok, yok diyordum. Ama kendimi kandırıyordum, gerçeklerden kaçıyordum.

Sonuç olarak, bütün soruları cevapsız bıraktım. Sustum sadece. Bu nedenledir ki, kendisini hep suçlu hissetti. Halbuki cevap belliydi, ben bir çocuktum ve her zaman öyle kalacaktım ama o büyüyordu. Benden nefret ederek büyüyordu. Artık beni hiç sevmiyordu. Dedim ya, benim yanımda büyüdü.

Mesela hiç mi ailenden nefret etmezsin? Bir yerlerde kaybettiysek ve kaybetmeye devam ediyorsak hiç mi ailemizin suçu yok? Aile gerçekten de kader bazen ve asla o kaderi yenemiyorsun. Babalarımız gibiyiz mesela. Nefret ettiğimiz o babalarımız gibi. İşte bu nedenledir ki, o da benden nefret ediyordu artık. Ben büyüttüm onu çünkü. Zehirledim onu ruhumla. Lanetler okudu bana, keşke diyordu hiç tanımasaydım seni, keşke. Haksız da sayılmaz hani. Keşke diyordum, hiç tanımasaydı beni, keşke.

Babalarımızın çaresizliğe düştüğü o anlar gibi, öyle ansızın kalakalıyoruz. Yapacak hiçbir şeyimiz yok. Elimizden hiçbir şey gelmez. Sinir, öfke içimizi yiyip bitirir. Yıkmak gerek her şeyi, yıkmak gerek. Ancak öyle rahatlarız. Babalarımız gibi lanet olsun, aynı babalarımız gibi.

2. Küçük Bir Not

İçimde kocaman ve beni rahatsız eden bir affedilme isteği var. Herkes beni affetsin.

3. Yağmurlu Günler Üzerine

Kuraldır; yağmurlu havalarda pencere açılır. Anayasamızın 1554. maddesine göre; yağmurlu havalarda tüm vatandaşlar penceresini açmak zorundadır. Penceresini açmayan vatandaşlar 10 saat kesintisiz, gerçek yağmur sesi dinleme cezasına çarptırılacaktır.

4. Vatandaşlık Hukukunda Aşk Üzerine

Birilerini sevmem için o kişilerin varlığına ihtiyacım yok. Hatta yoklarken daha çok seviyorum onları. Çünkü varlıkları çoğu zaman sorun yaratıyor.

Anayasamızın 3276 numaralı kanununa göre; Vatandaşlarımızın aşka dönüşebilecek sosyal, duygusal, insani ilişkiler kurması yasaklanmıştır. Aşk, Toplumumuzun örf ve yasalarına terstir. Bu sebeple Birey; ego, tahakküm, itaat etme ve bilumum aşağılık insan zaaflarından kurtulmak zorundadır.
Vatandaşlarımız, birbirleri ile uzaktan bakışarak ya da en iyi ihtimalle koklaşarak, sadece yaşamsal popülasyon için cinsel İhtiyaçlarını gidermek amacıyla tensel münasebet kurabilirler. Bu münasebet; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşmalıdır. Ön sevişme yapılması tehlikeli ve yasaktır.
Bireyin, diğer Bireyle arasında olan münasebet; mümkünse anlaşmalı olmalı ya da yazılı bir akde dayanmalıdır. bu akit 15 dakikayı geçmemelidir.
Yukarıda belirtilen durumlar haricinde münasebet kuran Bireyler, hadım edilecektir. Hadım edilen Bireylerin sosyal, duygusal, insani ilişkiler kurmasında herhangi bir sakınca yoktur. Onlar pozitif ayrımcılığa uğramakta ve Toplumumuzda fasulyeden sayılmaktadır.
Yaşasın Topluluğumuz !

5. Yüce Hiçlik Ve Boşluğun Mutlak Varlıkları Üzerine

Burada olan her şey Boşluğa aittir. Üretilmiş ve üretilmekte olan her şey de Boşluğun bir parçasıdır. Bu üretimin bir yerinde var olan her şey de, Boşluğa ait olan her şeydir. Boşluk; var olandır, esastır ve de var edenin bir parçasıdır ve var edenin varlığı mutlaktır.
Boşluk, Toplumumuzu var eden Yüce Hiçliğin, İnsanlığımıza sunduğu bir varoluş savaşıdır ki Hiçliğin, İnsanlığa verdiği temel görev de tam olarak budur.
İnsan Hiçken ve Boşluk küçücükken, Hiçlik ve Boşluk toplumumuza egemen değildi. İnsan, Boşluğu doldurmaya çalıştıkça, Boşluk büyüdü ve İnsan, Hiçliğin yüce erdeminin farkına vardı.
Ve Hiçlik dedi ki: "Ey İnsan! Sen, Boşluğun bir parçasısın. Senin görevin bunu doldurmaktır ama bilmelisin ki en büyük günahın da budur. Sen Boşluğu doldurmaya çalıştıkça, Boşluk daha da büyüyecek ve Ben, bu Boşluğu var eden Hiçlik, İnsanlık bu görevi yerine getirdikçe, daha da güçleneceğim ve yüce erdemlerim tüm İnsanlığa egemen olacak. Sen Boşluğu doldurdukça, benim Hiçliğim büyüyecek."
Ve İnsanlık kabul etti bu buyruğu. Hiçliğin yüce erdemlerinin yanında, kendi zayıflığına ve saflığına üzüldü. Kendini, Boşluğun bir parçası olan Yüce Toplumumuza adadı.
Toplumumuz, Yüce Hiçliğin kudreti sayesinde gelişmemekte ve olduğu yerde saymaktadır. Bu sayede İnsanlığın, ne yaparsa yapsın ulaşacağı nokta olan Boşluğu, Toplumumuzda egemen kılmıştır. Birey, bu ilke doğrultusunda olduğu yerde saymakta, ileri gitmemekte ve ruhsal sıkıntılar yaşamamaktadır.
Boşlukları doldurmak günahtır ve bireyin, kendine yaptığı en büyük kötülüktür. Topluluğumuzda bu eylem yasaklanmıştır.

6. Topluluğun Vatandaşlığı Üzerine

Sığınma ve/veya vatandaşlık talep eden bireyler için belirtmek gerekir ki; Toplumumuzda bu işlerle uğraşacak herhangi bir bürokrasi mevcut değildir. Vatandaşlık, Toplumumuz için soyut bir kavramdır. Görülemez, tutulamaz, sayılamaz ve ölçülemezdir. Herhangi bir coğrafyada yaşayan, herhangi bir birey; kendini Topluluğumuza ait hissediyorsa, Topluluk bu kişiyi anında vatandaşı olarak kabul etmekte, sayıp, sevmekte, okşayıp, büyütmektedir. Topluluk bu konuda çok merhametlidir ve herkesi kabul etmektedir.

Ancak yaşadığımız Topluluk belirli bir coğrafya üzerinde bulunmamakta, birçok coğrafya üzerinde, irili ufaklı beyliklerden meydana gelmektedir. Bu beylikler, binlerce ülke üzerindeki, milyarlarca evlerden birinin içinde olabilir ya da hiç olmayabilir de. Vatandaşlarımızın bile Topluluğumuzdan haberleri yoktur. Hiç görmemişlerdir veya bir araya gelmemişlerdir.

Gel gelelim, Topluluk işgal altında bir sömürgedir, vatandaşlarımız da birer esirdir. Bu nedenle, Topluluğa dahil olmak isteyen bireyin, kendi özgürlüğünden vazgeçme zorunluluğu vardır. Topluluğun vatandaşlığı esirlikten ibarettir ve bireyin özgürlüğü tehlikeli ve yasaktır. Vatandaşlarımızın, başka ülkelerin tahakkümü altında yaşaması mecburidir. Bu mecburiyet, Topluluğumuzun en önemli özelliği ve en katı kuralıdır. Toplumumuzu yöneten Erk, özgürlük mücadelesi vermek için oldukça zayıf, güçsüz ve bıkkındır. Zaten Erk'imizin kendisi de özgür değildir ve özgürlük diye bir derdi de yoktur. Özgürlük; Erk için bir sorun ve her şeyin sonu anlamına gelmektedir. Bundandır ki özgürlüğü yasaklamıştır.

Kanunumuzda özgürlük, vatandaşın bireysel sorunudur ve sorumluluk tamamıyla bireye aittir. Fakat şunu belirtmek gerekir ki, özgürlüğünü kazanmış olan birey, doğal olarak vatandaşlıktan atılacak, sürgüne gönderilecek ve hatta vatan haini ilan edilecektir.

7. Vatandaşlık Görevi Üzerine

Tüm vatandaşlarımızın, bir şeye ait olma zorunluluğu vardır. Bu aidiyet bireyi kahretse de, vatandaşlık görevidir. Birey; bir şeye ait doğmalı, sömürülmeli, çürümeli ve ölmelidir. Bireyin varlığı her zaman başka varlıkların (ülke, ordu, eğitim, aile vb.), varlığı içindir. Topluluğumuzun ant içtiği yemin budur. Bireyin, kendi varlığı üzerine söz söyleme, fikir beyan etme hakkı yoktur. Cezası ölümdür.
Yargılama, var olmayan kurullar üzerinden yapılacak ve kararı sadece yöneten Erk verebilecektir. Her karar kendi içinde gizlidir. Vatandaşa bildirme zorunluluğu yoktur. Bu yaptırımların hepsi, geçerli bir soyutun farklı parçalarıdır ve aksini düşünmek yasaktır. Birey, bu yaptırımları yaşayarak görecek ve gerçekliğinin farkına bir gün, elbet varacaktır. O gün geldiğinde birey, çoktan ölmüş olduğunu anlayacak ve Topluluğun gerçekliğini hissedecektir. Topluluğun, merhameti büyük ancak gazabı acıdır. Tüm vatandaşlarımız bunu bir gün deneyimleyecek ve Topluluğa ait oldukları için lanetler okuyacaklardır.

8. Vatandaşlığın Olmak İstediği Yer Üzerine

Vatandaşlarımız, oldukları yerden ilerideydi ya da olmak istedikleri yerden geri. Ortalarda bir yerdeydi, ileri geri gitmekteydi. Vatandaşlarımız küçücüktü, ufacıktı, top oynadı, acıktı.

Vatandaşlarımızın hareketi bir suyun akışından farksızdı. Dar bir düzlemde, aşağıya doğruydu. Onlar için yön diye bir şey yoktu. Gittikleri yol ola ki sağa sola ayrılsa, yine de düz gitmek zorundaydılar. Karşılarına kocaman bir kaya parçası çıksa, ona çarpıp ölmek dışında başka bir seçenekleri yoktu. Onlar için hareket, aşağıya doğru yuvarlanmaktan başka bir şey değildi. Çünkü Topluluk, dev bir yokuş üzerinde yer almaktaydı. Bu yokuş, gözle görülemeyecek kadar dikti ve çok büyük bir coğrafyaya yayılmıştı. Ayrıca zemini de çok kaygandı. Vatandaşlarımız, bu yokuş üzerinde 90 derecelik acı ile dik duramamakta, zemin üzerinde sürekli aşağıya doğru yuvarlanmaktaydı. Ayrıca vatandaşlarımızın bacakları, böyle zor yokuşlar için oldukça dayanıksız ve zayıftı. Vatandaşlarımızın sürekli yokuş aşağı hareket etmesinin bir diğer nedeni de rivayete göre; Topluluğa ait olan bireyler, kendilerine en yakın olan diğer bireylerden kaçmak istemekteydi. Aynı zamanda da en uzak olan bireye ulaşmayı arzulamaktaydı. Bu istek ve arzuları nedeniyle Vatandaşlarımız, sürü halinde tek bir yöne doğru ilerlemekte ama aslında hiçbir yere gidememekteydi.

Vatandaşlarımız kaçmak istediği yerden kaçamıyor, olmak istediği yere de ulaşamıyordu. Bu sebeple Vatandaşlarımız; sürekli aşağı doğru yuvarlanıyor ama hiç bir yere varamıyordu. Dev kayalara çarpıp ölüyor ve asla bir araya gelemiyorlardı. Ne oldukları yeri terk edebiliyor ne de olmak istedikleri yere gidebiliyorlardı. Dediğimiz gibi; Vatandaşlarımız ortalarda bir yerdeydiler, ileri geri gitmekteydiler, küçücüktüler, ufacıktılar, top oynadı ve acıktılar.

9. Vatandaşlarımızın Hastalığı Üzerine

Vatandaşlarımızın karantinaya alınması gerekmektedir. Çünkü Vatandaşlarımız hastadır, sağlıklı değillerdir. Onlar doğarken hasta doğmuşlardır. Ama lanet olsun ki, yine de doğmuşlardır. Ve bu hastalık ile yaşamaya mecburdular. Ayrıca bu hastalık bulaşıcıydı.
Vatandaşlarımıza kimsenin bulaşmaması gerekmektedir. Aynı zamanda Vatandaşlarımızın da kimseye bulaşmaması gerekmektedir. Kısacası, kimsenin kimseye bulaşmaması gerekmektedir. Bulaşmak kötü ve zararlıdır. Bu yüzden yasaklanmıştır.
Bu Vatandaşlarımızın çok hoşuna gidecektir ve size hemencecik kuyruk sallamaya başlayacaklardır. Ancak siz yine de onlara kanmayınız. Ola ki bir aptallık yapıp yanlarına yaklaştınız ve başlarını okşamaya kalktınız, o zaman sizi hemencecik ısırıvereceklerdir.
Önce biraz hırlayacaklar, hır hır yapacaklardır. Sonra biraz havlayacaklar, hav hav yapacaklardır. En sonunda da, eğer hala gitmediyseniz sizi hemencecik ısırıvereceklerdir. Çünkü Vatandaşlarımız birer kuduzdur ve aşıları da tam değildir. Hırlayıp, ısırmaları da bu nedenledir. Onlara tasma da takamazsınız, çünkü tasmadan da nefret ediyordur onlar.
Siz en iyisi onlara hiç bulaşmayınız, sadece uzaktan tatlı tatlı süzünüz onları. Bu Vatandaşlarımızın çok hoşuna gidecektir.
Zaten Vatandaşlarımız barınaklarda hayatlarını idame ettirmekte ve oranın şartlarına göre yaşamaktadırlar. Onlar sabah erken kalkıp işe gidiyorlar, akşam barınaklara geç gelip bayat ekmeklerle şişmanlıyorlar. İğrençtir Vatandaşlarımızın hayatları.
Siz hiç bulaşmayınız onlara, sadece uzaktan süzün onları. Bu bile fazladır onlara.

10. Vatandaşlarımızın Lisanı Üzerine

Vatandaşlarımızın kurduğu cümleler hep eksikti. Üstüne üstlük Vatandaşlarımızın söyleyeceği o kadar çok şey vardı ki...

Anayasamızın maddelerinin bu kadar çok olmasının sebebi de buydu. Başlangıçta anayasamızda sadece özgürlük yasaktı. Lakin Erk'imiz eksiklik hissetti ve ekledi: Birey ait olmalı. Bu eksiklik hiç bitmedi ve yine ekledi: Aşk yasaklandı. Sonra bir daha ekledi: Boşluk mutlaktır ve ebedi olmalıdır. Sonra bir daha ekledi ve bir daha ekledi. Böylece anayasamız sonsuz sayıda maddeyi içinde barındırdı.
Vatandaşlarımız, doğası gereği akıllarına gelen ilk şeyi söylemekte ve bu nedenle de sürekli yanlış anlaşılmaktaydı. Vatandaşlarımız, söyledikleri şeyler üzerine sürekli açıklama yapmak zorundaydı. Fakat yine de demek istedikleri şey tam olarak anlaşılamıyor, bu nedenle de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor ve derin bir utanç ve pişmanlık içerisinde kahroluyorlardı.

Vatandaşlarımızın kullandığı kelimeler, saçma kelimelerdi. Bu kelimeler bir araya getirildiğinde tam bir anlam ortaya çıkmıyordu. Gel gelelim, bu kelimelerin anlamını Vatandaşlarımız bile bilmiyordu. Çünkü konuştukları dil, yaşadıkları coğrafyada yasaklanmış ve unutulmaya yüz tutmuştu. Bu nedenledir ki Vatandaşlarımız konuşma yetisini kaybetmek üzereydiler. Vatandaşlarımız yalnız kendileriyle konuşmaktaydı. Çünkü Sahipler meşgul, yoğun ve önemli kişilerdi. Ayrıca Vatandaşlarımızı anlamak için yeterli vakitleri de yoktu. Bu nedenle Vatandaşlarımız, müthiş bir yalnızlık içerisinde kendileri ile konuşuyor ama onunla da arası hep kötüye gidiyordu.

Vatandaşlarımızın aklı kötü, kalbi karaydı. Kullandığı kelimeler tehlikeli, kuracağı cümleler yasaktı. Fakat Vatandaşlarımız çok masum ve zararsızdı. Onlar, bir karıncayı bile incitemezdi. Vatandaşlarımızın en büyük zararı kendineydi. Onlar acı çekmekteydi. Acı içerisinde büyümekteydi. Bundan dolayıdır ki, çok yazıktı onlara.

Vatandaş; önceden, henüz bir Bireyken, Topluluk daha yokken, yalnızlık içerisinde, tehlikeli düşünceler ile kendini zehirliyordu. Erk'imiz, Bireyin bu zayıflığını gördü ve onu yanına aldı. Sayıp, sevdi, okşayıp, besledi. Bireyi büyütüp, Vatandaşı eyledi. Bir yasa çıkardı ve ona dedi ki: "Vatandaşlarımızın uzun cümleler kurması yasaklanmıştır. Vatandaşlarımızın en büyük silahı kurduğu cümlelerdir. Lakin bu silahı kendine doğrultmuştur. Çünkü Vatandaşlarımız yalnızdır ve Sahipler kurulan cümleleri anlamamaktadır. Bu nedenle Vatandaşlarımızın kısa cümleler kurması emredilmiştir. Bireyin, Toplulukta kendini var edebilmesi için bu yasa hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca Topluluğumuzun sosyal hayatı da buna bağlıdır. Uzun cümleler, Topluluktaki Bireyler arasında yabancılaşma yaratmaktadır. Toplulukta herkes aynı dili konuşmak zorundadır. Bu dil kısa ve sade olmalıdır. Ayrıca herhangi bir duygu ve düşünceyi içerisinde barındırmamalıdır. Bu nedenle Vatandaşın kullanabileceği kelimeler anayasamızda ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. Bireyin anayasada belirlenen kelimeler dışında başka kelimeleri kullanması yasaklanmıştır. Ola ki Birey, belirlenen kelimeler haricinde, duygu ve düşünceyi barındıran, uzun cümleler kuracak olsun; tez zamanda bitkisel hayata gönderilecek, fişi çekilecek, dinimiz gereğince toprağa gömülecektir."
submitted by bariscsknr to KGBTR [link] [comments]


2020.11.20 18:09 SnooTomatoes3856 Her gün bir flood #7 (ben bu seriyi sevdim bayaı)

Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 3
akşam incide takılıyordum ki babam bini çıktı yanıma kapıyı tıklattı.. okan mı beyaz mı? diye sordum. ikisinin de amk aç kapıyı dedi. doğru cevabı verdiğinden açtım kapıyı. lan bu ne hal? diye bağırdı. ne var halimde? dedim. oğlum delirtme çıkar şunları diyor. taktığım sütyeni kastediyormuş amk.. bu herifin dar kafalılığı öldürecek beni. baba merve'ye aldım takmadı, o kadar para verdim. boşa mı gitsin? tasarruf yapıyorum dedim. tasarrufunu giberim diye bağırınca çıkarmak zorunda kaldım. tek tek tuvaletleri gezip boşa su akıyor mu? diye kontrol etmeyi biliyor oç. biz tasarruf yapınca suçlu oluyoruz. takacak ya bana, bahane arıyor. konuyu değiştirmek için zaman lerzan mutlu'yu ne kadar değiştirmiş, farkında mısın? diye sordum, giblemedi. böyle zekiliklerim vardır. aşırı bir tepki aldığımda olayı yumuşatmak için parlak zekamı devreye sokarım. ters ters bakıyor amk.. sen ne demeye geldin baba? dedim. demiyorum lan sana bir şey baba da deme bana amk dedi ve çıktı. oha amk itirafı kest. delirmek üzereydim.. babam kimdi benim amk? bu konuyu hemen açıklığa kavuşturmalı, incide arkamdan konuşulanları haklı çıkarmamalıydım.
not: lerzan mutlu annem olabilir.
hemen indim aşağıya sordum anneme. benim babam kim? dedim. mal mal konuşma git başımdan diyor. babam babam olmadığını iddia ediyor, kim benim babam cevapla çabuk, yoksa bida odama almam seni dedim. öyle deyince tırsmış olacak gitti babama sen ne dedin bu çocuğa? diye çıkıştı. ben biraz uzaklaştım, dayaktan korktuğum için. zaten duydum sonra babam yakışıksız ifadeler dillendiriyordu hakkımda. bunlardan bir gib çıkmayacaktı, kendi yöntemlerimle öğrenmeliydim. merve'nin yanına gittim. kapıyla küs olduğumuzdan ona bir şey söylemedim ve tıklattım. zaten onla harcayacak zamanım da yoktu. merve açtı kapıyı, ne var? dedi. önce benimle insan gibi konuşmasını, daha sonra göğüslerinin bir ara fotoğrafını çekmemiz gerektiğini, bir iş için lazım olduğunu tembihledim. git abi pff xs gibilerinden bir şey söyleyecek oldu, tuttum saçından. söyle, geçen saklayıp da söyleyemediğin şey neydi? benim gerçek babam kim? annem başka kimlere veriyor? dedim. sesi çıkmadı.. söyle çabuk yoksa nermin'in face profiline yine mesut yar'ın kilo vermeden önceki hallerinin fotoğraflarını atarım diye tehdit ettim, defol diye karşılık verdi. bu kız tam bir kevaşe.. artık anlaşılmıştı, aile içinden doğru cevap gelmeyecekti. bir an önce farklı yollara yönelmeliydim.
not: aradığım sorunun cevabı nermin'de olabilir.
sabaha kadar gözüme uyku girmedi. face'den, twitter'dan ve inci'den çeşitli duyurular yaptım. babamın kim olduğunu bilenlerin acil bana ulaşması gerektiğini yazdım. küfürle cevap verenlere gerekli tepkileri verip evden fırladım. 1. kata indim, yine o kadın çıktı. eşiniz evde mi? dedim. hayır dedi. oha bu saatte gelmedi mi hala? diye bağırdım. herif ağır tokmakçı amk evine bile uğramıyor. saçmalama işe gitti dedi. yemedim tabiki ama onla uğraşamazdım. sizin kocanız benim annemi gibmiş doğru mu? dedim. ne diyorsun sen defol git falan dedi küfür müfür bir şeyler saydırdı. dur kapatma kapıyı cevap ver dedim, kapattı huur kapıyı. annemin tadına varmış biri bu karıya katlanıyor olamaz deyip babamın bu adam olmadığına karar verdim. karşı komşu firuze teyzenin kapısını çaldım. eşiniz evde mi? diye sordum.. yok dedi. kocanızı kastediyorum, evde mi? dedim. yok evladım diye karşılık verdi. firuze teyze belanızı gibtirmeyin hepinizin eşi mi memur amk saat 8 buçuk deyince, bir şeylerden korkuyor olmalı ki kapıyı hakaret ederek kapattı. firuze teyzenin kocası ihtimalini aklımda tutmalıydım. firuze teyze bir şeyler saklıyor gibiydi. sıra 2. kattaki dairelere gelmişti.
not: 1. kattaki kadının adını hala bilmiyorum.
  1. kattakilerden birini tanıyorum da 4 numaraya hiç gitmemiştim. o yüzden önce tanıdığımdan başlayıp aradaki samimiyeti kullanmaya karar verdim. kapıyı çaldım, aramızdaki samimiyete olan inancından dolayı açtı kapıyı. aramızdaki samimiyete güvenerek nassın mehtap teyze görünmüyon? dedim. beni görmekten şaşırmış olacak ki ters ters baktı. kocanız annemi gibmiş doğru mu? diye sordum. sorgu tekniğidir bu, annem itiraf etmiş gibi yapıp lafı alacaktım ağzından. böyle zekiliklerim vardır. insanlara aklımla küçük oyunlar oynar, keskin zekam karşısında çırpınışlarını izlerim. lafı değiştirmek için terbiyesizlik yapma oğlum git işine hadi deyip kapıyı kapattı. bunların hepsi niye böyle davranıyor amk? 1 insan gibi sohbet edebilen olmaz mı koca apartmanda.. kocasından şüpheleniyor belli ki. bu ihtimali de cebe koyup 4 numaraya gittim. çaldım kapıyı benim yaşlarımda bir kız açtı. eşiniz evde mi? dedim. eşim yok benim, neden sordunuz? dedi. kocanızı kastediyorum hanımefendi, evde mi çabuk diye ısrar ettim. öğrenciyiz biz söyle ne söyleyeceksen diyor. bir an öğrenci ve kız olduğunu aklıma getirince çok heyecanlandım ve birkaç saniye aralıksız bakıştık. fakat benden hoşlanıyor olması, sorgu tekniğimden kaçabileceği anlsevgi gelmiyordu. babanız annemi bafilemiş doğru mu? dedim, gülüyor amk. oha bulmuştum galiba.. bu diğerleri gibi kapıyı kapatmamıştı. tabi bu benden hoşlanıyor olmasından da kaynaklanabilirdi ama gözlerinden babasını saklamak istediği gerçeğini okudum. bak dedim ayağını denk al, şahsi meselemizi sonra halledelim dedim ve babasının msn adresini istedim. uğraşamam senle deyip kapıyı kapattı. nihayet elime gerçekçi deliller geçmişti. ayrıca behzat ç'deki şule'den sonra ilk kez bir kızın benden hoşlandığını hissetmiştim. bu da olumlu bir gelişmeydi. neyse edindiğim bilgileri aklımda tutup 3. kattakileri sorguya çekmek vardı sırada.
    not: mehtap teyze ve erdal beşikçioğlu liseden sınıf arkadaşı olabilir.
  2. kattaki sinirli teyze biraz beni korkutsa da kapıyı çalmak zorundaydım. açtı ne var? dedi. olaya yumuşak girmek için natalie portman'ın léon'daki halini hatırlıyor musunuz? dedim. anlamadım? evladım işim var noldu? dedi. acelesi kendini ele veriyordu açıkçası. bu tavrı şüphelerimi artırmıştı. hanımefendi dalga geçmeyin benle, kocanız nerde? dedim. napacan kocamı? diyor. aklı sıra lafı değiştirecek oç. kadın biraz yaşlı olduğundan sorumu dikkatli sordum. muhterem beyefendinin validem ile vakt-i zamanında izdivaç ettiğini teferrüc ediyorum dedim. söylediğime cevap vermeyip lafı değiştirmeye çalıştı. annenin haberi var mı geldiğinden? dedi. sanane annemden oç deyip ondan önce kapıyı ben kapattım. sonra da açmadı oç. şüpheliler listeme eklenmekten kurtaramamıştı kocasını... karşı daireye geçtim. kapıyı tıklattım. kapıyı açan kadına ''oha siz burada mı oturuyordunuz? kapıcı sanıyordum sizi.'' dedim. ne diyorsun sen? falan bir şeyler geveledi. eşiniz evde mi dedim. yok bana söyle ne söyleyeceksen bebek içeride yalnız dedi. bebek kimden? diye sorunca biraz sinirlenip kapıyı kapattı. bu millet mal amk. babam tembihlemiş herhalde hepsine, konuşmayın demiş. bu adam tam bir oç, böyle bir şeyi benden saklayabileceğini nasıl düşünür? neyse şimdi gitmem gereken tek bir adres kalmıştı. firuze teyze.. fazla beklemeden bizim kata çıktım.
not: bebek önder açıkbaş'tan galiba.
bizim kata çıkıp firuze teyzelerin kapısını çaldım. firuze teyze kapıyı açınca bir şey söylemesine izin vermeden ''haykırmaaaak istiyoruoooğğmmmm konuşamıyorum'' eserini ilhan irem'in tarzıyla seslendirmeye başladım. bu daha samimi bir sohbet gerçekleştirmemizi sağlayabilirdi. noldu evladım yine? dedi. bakın firuze teyze sevişmek doğal bir şey ve insanın bir ihtiyacı. günümüzde yıldız tilbe bile sevişiyor dedim. oğlum git hiç sırası değil dedi. ne sırası değil? bu saatte görmeyin siz de şu işi kardeşim dedim. kapıyı kapatıyordu ki koydum ayağımı araya korkmasını sağladım. bildiğiniz gibi böyle çevikliklerim ve böyle zekiliklerim vardır. bu hareketimde iki yeteneğimi bir potada erittim. napıyorsun oğlum sen? git evine yürü dedi. eşiniz annemi emmiş doğru mu? dedim. anlamadığım birkaç arapça cümle söyleyerek kapıyı kapattı ve kafamı karıştırdığını sandı. fakat bu hareketleriyle kendini ele vermiş oldu. çünkü firuze teyzenin arapça bilme ihtimali çok düşüktü. böyle basit hamlelerle aklımı karıştırmayacağından şüpheliler listeme kocasını ekletmekten kaçamadı. yeterli bilgiyi toplamıştım. şimdi eve gidip taylor swift'in love story şarkısı eşliğinde bir durum değerlendirmesi yapacaktım. kapıyı çaldım, annem açtı. nereden geliyorsun? diye sordu. konuyu değiştirmek için defne joy foster öldü 3 gün yas tuttunuz, 30 şehit öldü şimdi neredesiniz? dedim. mal mal baktı, fırsattan istifade odamın yolunu tuttum.
not: ilhan irem, taylor swift'e kanye west'in yaptığı ayıbı yapmazdı.
harun kolçak posterimi ters çevirip duvara astım. şüphelilerin isimlerini, yaşlarını, duyabildiğim kadarıyla haftalık sevişme sayılarını yazdım. o sırada babam geldi, kapıyı tıklattı. gel lan kahvaltı yap dedi. yeterli eti cinim olduğunu, kapımın önünü derhal terk etmesse merdivenlerle konuşacağımı, bir daha onu üst kata çıkarmayacağımı söyledim. öyle deyince korkmuş olacak ki hiçbir şey demeden aşağı indi. elimdeki delilleri ve düşündüklerimi facebook, twitter, inci'de paylaştım. msn iletimi ''alem arka olmuş.'' yaptım. insanlardan yardım istedim. fakat herkes oçlik peşinde olduğu için gerekli küfürleri gerekli yerlere iletip sosyal ortamdan da umudumu kestim. neden herkes bana karşı amk bir anlasam... daha sonra kapım çalındı, gelen merveydi. şaşırdım amk hangi dağda kurt öldü? diye sorup biraz gülümsedim. abi açar mısın kapıyı? dedi. önce soruma cevap ver dedim. abi aç şu kapıyı diye bağırınca daha fazla sinirlendirmemek için kapıyı açtım ve hangi dağda kurt öldü? derken gerçek bir soru sormadığımı, kendisine bir espri yaptığımı belirttim. yoksa 12 yaşında kız nerden bilsin amk nerde kim öldü * böyle esprili anlarım vardır. sivri zekamla beklenmedik espriler yapar, insanları aralıksız güldürürüm. neyse derdin ne merve? sütyensiz birini odama almadığımı biliyorsun, acele et dedim. bir fotoğraf çıkarıp, abi bu iğrenç şeyi niye yatağımın altına koydun? dedi. o iğrenç dediği şeyin david fincher'ın 25 kare tekniği olduğunu ve fight club'ın final sahnesinde bulunduğunu belirttim. merve iyi kız, hoş kız da cahil biraz galiba.. bir daha yapma böyle şeyler yeter artık dedi. konuyu değiştirmek için bu yaşar nuri öztürk saba tümer'e neden bu kadar sinirli? diye sordum. aklı karışmış olacak ki cevap vermeden çıktı odadan. ben de işime bakmaya devam ettim.
not: helena bonham carter yaşar nuri öztürk'ten hoşlanıyor. ikisinin de 3 ismi var.
duvardaki yazdıklarıma bakarak bir süre düşündüm. daha sonra benden hoşlanan öğrenci kızla şükran teyzenin akraba olduklarını farkettim. bu da firuze teyzenin kocasının benim babam olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. indim aşağıya annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. anne firuze teyzenin kocasıyla nereden tanışıyorsunuz? dedim daha mevzuya girmeden. böyle zekiliklerim vardır. konuya farklı bir yerden girer, karşımdaki insanın aklımın oltasına düşmesini beklerim. fakat annem git başımdan, uğraşamam gibi basit kelimelerle beni başından atmaya çalıştı. yemedim tabiki, ama yine de çok üstüne gitmeden lafı ağzından alıyım diye kim kardashian'ın en küçük kız kardeşinin model olmak istediğinden bahsettim. yine aynı basitlikte cümlelerle lafı geçiştirmeye çalışınca kafasını karıştırmak için requim for a dream'in ne kadar overrated bir film olduğundan bahsettim ona. fakat kadına işlemiyordu. anlaşılmıştı, çözülmesi için biraz daha zaman vardı. ben de yukarı çıkıp biraz kafamı dağıtmalı, başka şeylere yoğunlaşmalıydım. bu kadar düşünmek bana bile fazla gelmişti. inci'ye girip semiha berksoy ferresi yolla diyene yolluyorum başlığı açtım. pek ilgi görmeyince twitter'a girip birkaç güldüren şaka yaptım. kimse rtlemeyince face'e girip liseden arkadaşım pelin'in duvarına halil sezai paracıklıoğlu senden hoşlanıyor yazdım. 2 dakika sonra kaldırdı gönderimi oç. herkes bana karşı amk böyle dünyanın necati ateş'ini gibiyim deyip uykuya dalmaya karar verdim ve yatağa yattım. bir an önce sabah olmasını ve planlarımı hayata geçirmeyi istiyordum.
not: pelin kim kardashian'ın erkek kardeşine veriyor. eminim...
sabah kalktım erkenden reserved ne demek ola ki amk? diye düşündüm biraz. daha sonra quentin tarantino'nun adını hatırlayamadığım bir filmine gönderme olduğuna karar verip işe koyulmayı tercih ettim. merve'nin odasına inip biraz kapıyla dertleşmek istedim, fakat cevap vermedi oç. tüm dünya bana karşı birleşmiş amk deyip eticin+cappy i mideye indirdikten sonra firuze teyzelerin daireye indim. kapıyı tıkladım, açan olmadı. fakat içerde ayak sesleri vardı amk uyuyor olamazlardı. böyle zekiliklerim vardır, şeytanı ayrıntıda arar, aklımı kullanarak yerinde gözlemler yaparım. açmaları için kapıyı daha sert vurmaya başladıktan sonra firuze teyze açtı kapıyı. bir şey dememe izin vermeden bak çıkacam söyleyecem artık sizinkilere yeter böyle oğlum, acıyorum ses çıkarmıyorum dedim. sen kimsin bana acıyorsun firuzan teyze? kocanı çağır dedim. adını firuzan olarak telaffuz ettim ki onu önemsemiyor gibi bir görüntü verip, karşımda ezilmesini sağlayım. böyle hınzırlıklarım vardır. kocamı çağırırsam dayak yersin, git bak dedi. babam değil mi? döver de, sever de.. karışmayın çağırın dedim. ne diyorsun oğlum sen, çık elimi belada koyma diyor oç. eğer kocasını çağırmassa zabıta ya da pakize suda'yı çağıracağımı belirttim. fakat kadın oralı olmadı.. yetmezmiş gibi kapıyı yüzüme kapattı. oğlunuz büyüyünce önder açıkbaş gibi olacak hepiniz oç siniz deyip bizim daireye çıktım. konuyu manevi babama açma vakti gelmişti.
not: reservedla ilgili filmde pakize suda oynuyordu galiba.
kahvaltı masasına oturup bir süre herkesin uyanmasını bekledim. o sırada abraham lincoln'ün annemle ne ilgisi olabilir? diye düşündüm. neyse ki ilk uyanan babam oldu. napıyon lan burda? uyumadın mı? dedi. uyuduğumu, çünkü beynimin en fazla uyurken geliştiğini belirttim. beynini gibiyim gibilerinden ucuz bir laf etti. bu adamın aklı sıra benle taşak geçmesi çok sinirlerimi bozuyor. manevi babam olduğunu öğrendikten sonra bıçaklamayı düşünmüyor değilim. neyse buna daha fazla takılmayıp onu popülasyon genetiğinin kurucuları ingiliz biyologlar ronald fisher ve j.b.s. haldane için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ettim. giblemedi oç.. tabi ben hiç bozmadan duygulu bir 1 dakika yaşadıktan sonra konuya girmeye çalıştım. fakat bu oç döver diye yavaş yavaş bahsetmeliydim içimdekilerden. ilk insan ademse ya bu kızını gibti, ya da oğulları kız kardeşlerini? diyerek bir sohbet konusu açmaya çalıştım. sabah sabah sürünme yine.. diyince olayı mantık boyutundan şiddet boyutuna taşımamak için lafı uzatmadım. önce sevecen olmalıydım. bak dedim sen de bu yaşıma kadar büyüttün ettin, aç susuz koymadın eti cinim ekgib olmadı sağol dedim. ne diyon sen amk? diyor oç hala işin gırgırında. baba, bak hala baba diyorum sana. sen kim olduğunu söylemedin ama ben gerçek babamı buldum dedim. ilk başta şaşırdı, sonra zekama şaşırmış olacak ki hafif gülümsedi. kimmiş? dedi joe biden dedim. oç kahkaha atıyor karşımda. ne gülüyorsun amk baktım netten ben joe biden türkiye'yi başkan yardımcısı olmadan önce defalarca ziyaret etmiş dedim. oğlum bak sinirleniyorum, gibtir git diyor bana muallaknin evladı. hayır dedemi tanımasam manevi babama böyle söylememem gerektiğini düşünücem. ama biliyorum dedemi, kesin muallaknin evladı bu. az önce buraya gelip düşünmeye başlayana kadar firuze teyzenin kocası sanıyordum. o da bafiliyor annemi ama benim babam o değil, az önce düşününce farkettim dedim. ayağa kalktı bu hiçbir şey demeden üzerime yürüdü. şiddet çözüm değil, mantıklı ol. joe biden olmayacak da kim olacak? bunu daha önce düşünmemiş olmam saçma değil mi? diyecektim saç.. diyebildim. ağzıma burnuma daldı amk. bu kez farklı oldu biraz. 1 dişim kırıldı, gözüm 10 dakika içinde hafif morlaştı. elmacık kemiklerim çok acıyordu. vurdukça da kesmedi öncekiler gibi oç. neyse bıraktı gidiyordu sen benim maddi babam değilsin dövemezsin beni diye bağırdım. maddi o anlamda kullanılmaz gerizekalı diye yanıt verip odasına gitti. hmmmm bunu biraz düşünmeliydim.
not: ronald fisher, joe biden'ı duşta seyretmiş.
bir süre burnumdan yere damlayan kanları izleyip kafamda robert downey jr.'ın sherlock holmes performansını değerlendirdim. annem uyanmış amk o geldi ne oldu yine? ne bu halin? salim allah belanı versin deyip ağlamaya başladı. haltları sen yiyorsun, dayağını ben yiyorum anne dedim. ne yaptın yine gerizekalı? sorusuyla karşılık verdi. joe biden'ın babam olduğunu manevi babama söylediğimi belirttim. gözlerinden okudum bir yıllar öncesine gitti.. hiçbir şey demedi, ilk yardım gereçlerini getirdi. bunların yararı olmayacağını, acil bana merve'nin ojelerinin lazım olduğunu söyledim, takmadı. benim de kalkıp onları getirecek halim yoktu açıkçası. her tarafım acıyordu. daha sonra babam oç geldi annemle sırtladılar beni odama taşıdılar. güya şefkatli görünüp joe biden'ı aramama, onları terk etmeme engel olacak oç. ama yağma yok.. iyileştikten sonra ona gününü göstermeye karar verdim. gözlerim dolacak gibi oldu, kendimi tutmak için youtube'a girip harun kolçak'ın ''gir kanıma'' klibini izledim. biraz daha iyiydim.. biraz kafamı farklı şeylere odaklamam gerekiyordu yine. zeki insanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır. o yüzden kafamdaki bir diğer önemli soru önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? ya yeniden cevap aramaya çalıştım. kendisinin okan bayülgen ile eşit iq'da olduğunda bir kez daha karar kıldım ama dediğim gibi bunu zaten biliyordum. bana daha farklı argümanlar lazımdı.
not: babam oç önder açıkbaş'a kızıyor, sinirini bizden çıkarıyor.
neyse google görsellerden ibrahim erkal fotoğraflarına bakıp sakinleştikten sonra youtube'a girip mustafa karadeniz kamera şakaları izledim. artık iyiydim... şimdi joe biden'a ulaşmak lazımdı. twitter'da kendisini followlayıp birkaç mention attım. facebook duvarıma joe biden beni bul, konuşmamız gerek yazarak telefon numaramı paylaştım. son olarak serkan inci'ye pm atıp beni joe biden ile tanıştırmasını rica ettim. bu ikilinin liseden arkadaş olduğunu düşünürken keşfetmiştim. her tarafım ağrıdığından aşağı inemezdim. anneme seslenip gelmesini söyledim. gelince robert plant'in vokalistliğini yaptığı efsane ingiliz rock grubunun ismini sordum. bilemedi cahil oç... yine de içeri aldım çünkü durum ciddiydi. annem içeri girince manidar olsun diye youtube'dan metin ışık'ın lay lay lom eserini açtım. böyle zekiliklerim vardır. yaptığım eylemlerle insanlara mesajlar verir, onları beynimin labirentlerine davet ederim. ne diyorsun söyle çabuk? bir ihtiyacın mı var? dedi. anne joe biden'a acil ulaşmam lazım. telefon numarası vardır sende, versene.. dedim. hiçbir şey demeden çıktı odadan oç. beni peydahlamayı biliyorsun. o zaman bazı sorulara da cevap vereceksin amk. neyse ben yeteri kadar zekiydim, kimseye ihtiyacım yoktu. açtım yeniden twitter'ı baktım beni ne followlamış, ne sorduğuma cevap vermiş. bu beni biraz üzdü. herkesten sonra onun da bana sırtını dönmesi fazla ağır olmuştu. tavrımı anlasın, kendine çeki düzen versin diye son kez ''followa follow aqar agaaaaaaa'' yazıp kendisini unfollowladım. baktım facebook'taki çağrıma da cevap verdiği yok, dikkat çekmek için gönderimin altına ''a tempest of siblings, business and fame engulf olympic decathlete bruce jenner and paparazzi fave kim kardashian as their huge hollywood families collide.'' yazdım. hani adam ingilizce biliyor ya.. o açıdan. böyle zekiliklerim vardır. her bireyi kendi başına, kendi şartlarıyla değerlendirip onları aklımın kapanına sokarım. inci'deki inboxım da hala boş olduğuna göre biraz daha beklemem gerektiğine, bu sırada hegel şükran teyze akrabalığının ne anlama geldiğini düşünebileceğime karar verdim.
not: mustafa karadeniz hegel'i çok komik şakalardı.
sağ dizimdeki, dirseklerimdeki ve elmacık kemiğimin üst kısımlarındaki morluklara merve'nin daha önce kaçırdığım ojesini sürüp biraz dinlenmeye çekildim. 2-3 saatlik bir uyku çektikten sonra inci'ye girdim. inboxım hala boştu. serkan inci'ye sen git hala fakir gibi dilen, bir işimize yardımcı olma oç yazdıktan sonra balkona çıkıp ela'nın gelmesini bekledim. bir kere de sözünde dur amk kızı yaralıyız bir de. tam 45 dakika bekletti. ben de daha fazla beklemedim ki tavrımı anlasın. böyle zekiliklerim vardır. gerekli durumlarda sinirimi beynimin kıvrımlarıyla harmanlayıp ortaya akıl ürünü, zekice tepkiler çıkartırım. kapım tıklandı, gelen manevi babammış. steven spielberg mü? david lynch mi? diye sordum. gibtirme onları bana aç şu kapıyı dedi. bu adamda gelişme var amk. bu ara hiçbir soruyu kaçırmıyor. doğru yanıtı duyar duymaz açtım kapıyı. buyur ne vardı? dedim. oğlum bir an aşırı sinirlendim, böyle olsun istemezdim, kusura bakma dedi. joe biden'a ulaşacağımı anlayınca arkaü tutuştu oç nin. yine de asıl niyetini anlamamazlıktan gelerek olur böyle şeyler baba dedim. aferin bak, yarak yarak konuşma adam ol şöyle diyor. güzel ortamı bozmamak, lafı değiştirmek için dostoyevski'deki st. petersburg tasvirleri başka kimde var allasen? diye sordum. aval aval baktı. bak baba dedim, madem yapıcı konuşuyoruz. ben önemli değilim, artık düşünme beni.. ben bakarım başımın çaresine dedim. aferin oğlum dedi. ama merve adına endişeleniyorum baba, face'den sınıfındaki erkek arkadaşlarıyla konuştum kimseyle sevişmemiş dedim. daha lafa devam edecektim kalktı gidiyor saygısız oç.. dur dedim nereye gidiyorsun amk? almayım ayağımın altına bak zor tutuyorum kendimi diyor. bu adamın pgibolojik desteğe ihtiyacı var amk. olur olmaz yerde dayak atmaya çalışıyor. merdivenlerden inerken annen yemek hazırladı getirsin odana söyleyim de dedi. annemden sanane oç deyip kapıyı kapattım, üzerine kitledim.
not: ela'yı david lynch'e yar etmem. niyetlerinin farkındayım ama bu asla olmayacak.
baktım face'e, twitter'a joe biden'dan hala ses yok. bu annem de 1 kere olsun adam gibi adama vermiyor amk. babam olma ihtimali olan herkes oç. neyse çıktı annem yemek getirdim aç kapıyı diyor. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim. oğlum aç kapıyı uğraşamam senle diye karşlık verdi. fakat yağma yoktu. şu sorularıma bu evde artık cevap verilecek amk. ciddi bir şey soruyorum, önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? diyerek sorumu tekrarladım. buraya bırakıyorum yemeği alırsın dedi. açtım kapıyı pilav nohut var.. üzerine vişneli cappy döküp afiyetle yedim. tam hatırlayamadığım bir şeye sinirlenip boşların olduğu tepsiyi yatağın altına sakladım. harun kolçak'ın gir kanıma klibini izleyip sakinleştikten sonra yeniden joe biden'ı bulmanın yollarını aradım. birden joe biden'ın bizim apartmandaki öğrenci kızın akrabası olduğu aklıma geldi. o kızla hemen konuşmalıydım. evden çıkmama izin vermeyeceklerinden üst kattan sıvışmaya karar verdim. böyle zekiliklerim vardır. insanların benim üzerimde kurmaya çalıştıkları baskıya, onlara akıl oyunları yapıp, beklenmedik anda beklenmedik eylemlerde bulunarak cevap veririm. yürümekte zorlandığım için kızın katına inmem 15 dakikamı aldı. ama sonunda varmıştım. tıkladım kapıyı, açtı. konuya alakalı bir yerden girmek için bu model grubunun solisti neden spastik kız çocuğu taklidi yapıyor? diye sordum, gülümsedi. bu olumlu bir gelişmeydi, balık oltaya geliyordu. ne vardı? dedi. joe biden'ın telefon numarası lazım dedim. o kim? diyor amk. yeni nesil ecdadını akrabasını tanımıyor ayıp oç dedim. şaşırmış görünüyordu.. daha sonra anlamlı bir sosyal mesaj vermek için ''ecdad tarih yazmış, torun okumaktan aciz.'' diye bağırdım. ehehe ne kullanıyorsan aynısından istiyorum deyip kapıyı kapattı. oha! oha oha oha oha wowwww... ekşici lan bu dedim. espriyi kest dedim. telefon numarasını alamasam da kızın ekşici olduğu bilgisine ulaştım. bu da joe biden ile ekşiyi direk ilişkili kılıyordu. zaten daha önce şüphelendiğim bir durum olduğundan bir an önce odama çıkıp bunun üzerine düşünmeye karar verdim. yaklaşık yarım saat sonra kimseye farkettirmeden odamdaydım.
not: öğrenci kız geceleri evinde harun kolçak'ı misafir ediyor.
daha sonra odamda enrique iglesias'ın hero klibini izlerken joe biden-ekşi ilişkisini düşündüm bir süre. tüm bu karışıklığın arkasından roberto baggio'nun çıkabileceğini tahmin ediyordum. twitter'da ve facebook'ta durumumumu edit:imla diye güncellendim. birkaç film izledim beğenmedim, birkaç şarkı dinledim ağır eleştirdim. aralarına sızarsam belki daha kolay çözülürler diye düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanlara yakın davranıp bana güvenmelerini sağladıktan sonra onları beynimin duvarlarına hapsederek istediklerimi vermelerini sağlarım. fakat 2 saat boyunca kimseden ses çıkmamıştı. merve'nin odasına inip konuyu kapıya açmaya karar verdim. indim aşağıya, bak dedim kapı; aramızda çeşitli gerginlikler, hoş olmayan olaylar yaşandı. gel geçmişe bir sünger çekelim. dedim. hiç cevap vermedi oç. yine de büyüklük bende kalmalıydı. eğer barışmak istersen ben odamdayım, harun kolçak dinleyip birbirimize el şakası yaparız dedim. tamam gibilerinden kolunu oynattı. merve açtı kapıyı.. napıyorsun abi burda? diyor. hiç dedim bir meseleyi hallettik. bak merve dedim kaç gündür babamı arıyorum ve kendisine ulaşmama ramak kaldı. ona ulaştıktan sonra sizi terk edecem. aklım sende kalarak gitmeyim, şu aldığım sütyenleri kullan artık dedim. bak çağırırım babamı? diye tehdit ediyor oç. hemen konuyu değiştirdim. bu egemen bağış ne komik adam değil mi? seviyorum vallahi dedim. o kim abi diyor cahil oç. hem sütyensizsin, hem cahil daha fazla muhattap olamam deyip odayı terk ettim. giderken kapıya selamımı çaktım. daha sonra apartmandaki daireleri gezip behzat ç. izleyip izlemediklerini sordum. verilen cevaplara göre apartmandaki oçlik oranını hesapladım. sonuçlar beni üzmüştü.
not: roberto baggio ve akbaba aynı kızdan hoşlanıyorlar.
ertesi gün akşsevgi kadar incide takıldım, eti cin yedim, ela'yı bekledim vs.. akşam olduğunda aşağı indim. herkes salondayken mandalina aşıracaktım. sesimi duymuş olacaklar ki manevi babam salona çağırdı, gittim. ne vardı? dedim. gel yanımızda otur, dizi izleyelim dedi. arkaü tutuştu oç nun.. yine de annemin hatırına oturdum. hiç ağzımı açmadan 20 dakika bekledim. daha sonra fatmagül'ün teyzesine sinirlenip masanın üstündeki bardağı televizyona fırlatınca babam elinin tersiyle suratıma bir tane yapıştırıp odadan kovdu. üvey baban mı var derdin var amk.. neyse odama çıkıp bir süre astrofizik üzerine düşündüm, hubble ultra derin alanını seyrettim. bundan da sıkılınca şükran teyzelerin kapısını çalmak için üst kattan sıvıştım. kapıyı tıkladım, şükran teyze açtı. oo nasılsın şükran teyze, mehmet amca yok mu? dedim. var içeride demeye kalmadı o oç da geldi. kapat kapıyı şükran diyor oç.. mehmet amca babam karınızı tokmaklıyorsa sorunu onla çözün, zaten kendisi öz babam bile değil dedim. git elimden kaza çıkacak diyor amk oğlu. neyse alt kata benden hoşlanan öğrenci kızın dairesine indim, kapıyı tıklatınca hemen açıyor. bu çok iyi bir özellik. insan ilişkilerinin etik kuralları gereği naber? dedim. iyi canım sen diyor. bu da hemen atacak kapağı oç.. ağırdan al kızım. evlenecez demedik. canım manım ne ayaksın? neyse kardeşimin pedi bitmiş de sizden alabilir miyiz? dedim. tabi dedi. ama mümkünse kullanılmış olsun diye rica ettim. öyle deyince bir döndü kaç yaşında senin kardeşin? diyor. ne alakaysa amk bu kızın kafada bir kırıklık var. 12 ne oldu da? dedim. kapıyı yüzüme kapattı. amk sen bana naz yapacan diye kardeşim zor durumda kalacak bencil oç. ilişkimizle ilgili meseleleri bire bir halledelim kızı niye mağdur ediyorsun? bunları söylemek için kapıyı bir kez daha tıkladım, yine açtı sağ olsun. konuya farklı yerden girip tepkisini azaltmak için plüton'a da çok ayıp ettiler ha.. dedim. ya arkadaşım ne istiyorsun benden? dedi. 1 ped rica ettik küfretmediğin kaldı. aramızdaki sorunları baş başa halledelim, şimdi pedi ver dedim. annenle tanışıyoruz, ona bir bir söyleyecem bunları deyip kapıyı kapattı. sanana annemden oç deyip kapıya bir tekme attım ve ben de yukarı çıktım. manevi babam çağırdı yanına, gittim. he dedim, noldu? haftaya azize halanlar geliyormuş, 1 hafta kalacaklar dedi. burcu bakireyse almam eve deyip odama çıktım. azize halam ilginç bir kadındır.. daha önce mehmet amca ve 1. kattaki kadının kocasıyla kısa süreli ilişkiler yaşadı, yürütemedi. gençliğinde mehmet demirkol ile 2 yıllık bir beraberlik yaşamış. şimdi bizim süleyman enişteyle evli görünüyor.
not: benim manitanın babasıyla süleyman eniştenin sık sık öpüştüğünü duydum.
halamların geleceği gün erkenden kalktım. vücudumun kıldan muzdarip yerlerini tıraş ettim. duşumu alıp, kolonyamı sürdükten sonra artık hazırdım. annemler aşağıda hazırlıkları tamamlamıştı. annem geleceklerinden dolayı baya sevinçli görünüyor ama eniştemin gelmediğinden haberi yok herhalde. 2 yıl önce yazlıklarına gittiğimizde eniştemle mutfakta buluşuyorlardı. gözlerimle gördüm.. neyse kapı çaldı indim hemen aşağı. halamlar geldiler falan, burcu ve ekrem de gelmişti. ekrem oç benim hasmım.. benden nefret ediyor biliyorum. yine de burcu'nun hatrına ona katlanmak zorundayım. neyse halamın elini öptüm burcu'yu öptüm falan. tokalaşma merasimi vs.. merve malıyla burcu bir garip hareketler yapıyorlar, ilginç sesler çıkarıyorlar falan. ne yapmak istediklerini tam anlamadım ama sonunda sarıldılar da olay tatlıya bağlandı allahtan. neyse salona geçtik biraz sohbet etmek için. annem açlığınız var mı? diye sordu. ne biçim soru soruyorsun anne, yıllardır giriş katında kirada oturuyorlar? dedim. sen sus diye yanıt verdi. bu kadın tam mal ya.. neyse sen nasılsın oğlum? diye sordu halam. iyiyim hala kız arkadaşım ve yeterli eti cinim var. sen nasılsın? dedim. biz de iyiyiz çok şükür dedi. nasıl iyisin hala? burcu'nun hala göğüsleri büyümemiş. ne rahat insanlarsınız? dedim. babam gibtir ol git gelme buraya diye kolumdan sürükleyerek odadan kovdu. oç 2 dakika hasret gidermemizi de kıskandı. gerçek babam olmadığını sanırım halam da bilmiyor. telaşı ondan... neyse merve'lerin odasına gidip burcu ile merve'yi beklemeye karar verdim. beraber yatacaklardı çünkü.. onlarla etraflıca bu göğüs meselesini konuşmalıydım. gittiğimde kapı kilitli değildi, girdim içeri. kapıyla 5 dakika kadar sohbet ettikten sonra merve ile burcu geldi. kevaşe merve abi ne işin var burda? çık diyor oç. bekle dedim burcu'ya bir şey sormam lazım. sor abi dedi burcu. ekrem hala kızgın mı bana? dedim. niye ki? dedi. ben ten kol saatini cinsel uzvuma taktığımdan beri bana hep ters davranıyordu dedim. yok abi seviyor seni dedi.. oç ekrem o imajı yaratmış ailesinde bilerek.. böyle şeytanlıkları vardır. asıl düşündüğünü son ana kadar söylemeyip, olayların istediği gibi şekillenmesini ister. açıkçası ekrem'den korkuyordum ve bu konuyu annem benim için çözmeliydi. gittim mutfağa annemi yanıma çağırdım. korkumu belli etmemek için konuya farklı yerden girerek okul filmi vardı taylan biraderlerin, sinem kobal oynuyordu. ne korkmuştuk değil mi? dedim. cevap vermiyor oç.. bak anne dedim bu ekrem beni üzüyor. garip hareketleri var deli gibi bir çocuk bu. ayrıca biliyorum ki benden kurtulmanın planlarını yapıyor, benden nefret ediyor dedim. saçmalama oğlum 8 yaşında çocuğun senle ne derdi olsun? diyor oç. ölsem gitsem umurlarında değilim.
not: ekrem okul filminden daha korkunç.
submitted by SnooTomatoes3856 to akagas [link] [comments]


2020.11.17 17:10 yuzenpipi ÇOK DERİN BİLGİLENDİRME YAZISI #4 : SARAY MALİYETİ KÖPRÜLER, KALYON... SEZON FİNALİ

EĞER SERİNİN İLK YAZISINI OKUMADIYSANIZ BURAYA
EĞER SERİNİN #2 YAZISINI OKUMADIYSANIZ BURAYA
EĞER SERİNİN #3 YAZISINI OKUMADIYSANIZ BURAYA
Yeter artık dine iyi sokup çıkardık biraz da şu hükümetin yaptığı daha doğrusu gelecek nesile bıraktığı enkazlardan mı bahsetsek dediğinizi duyar gibiyim. E hadi o zaman hiç bekletmeyeyim sizi başlayalım. Bir saray yapıldı biliyorsunuz dev gibi kocaman, 1001 odalı her odası ayrı döşeli dayalı hepsi birbirinden pahalı batırıyor bir kez bakanı öyle bir saray yaptık ismine de "külliye" dedik ki biraz daha sevecen gözüksün. E bu kadar abartı şeyler 1001 odalar bahçeler havuzlar pirinç çeşmeler işlemeli kaloriferler bedavadan yapılmıyor. Belki de bedavadan yapılıyordur içinde oturan kişiler için. Neyse o konular çok derin girmeyelim yoksa çıkamayız
Bu saray kaç paraya yapıldı ulan desek cevap çok da uzakta değil. Hemen aşağı paragrafa bakın.
"Yaklaşık 1.150 odası olan ve maliyeti $350 milyon (€270 milyon) sarayın yapımı tuttu."
Kardeşim ben euro dolar bilmem derseniz de zamanın kuruyla 1.370.000.000 TL tuttu derim ben de size.
Kaynak : Saray ve Maliyeti #:~:text=Yakla%C5%9F%C4%B1k%201.150%20odas%C4%B1%20olan%20ve,y%C3%BCz%C3%BCnden%20b%C3%BCy%C3%BCk%20ele%C5%9Ftirilere%20yol%20a%C3%A7t%C4%B1.)
E bu kadar pahalı olan bu kadar odası olan anlatıla anlatıla bitirilemeyen bu koca ihtişamlı yapı da herhalde suyla çalışmıyor. Bunun elektriği, doğalgazı yemesi, içmesi altın tuvaletleri, piriç muslukları, ihtişamlı altın kaplama sandalyeleri, 50 kişiyi ağırlayacak kocaman masaları, kocaman bahçeleri bu bahçelerde 1001 çeşit çiçekleri, helikopter pistlerinde helikopterleri, garajlarına son model zırhlı arabaları.... Daha onlarca şey. Bunlar da bedava değil eğer içinde yaşayan sen değilsen tabii. Bakalım bu saray günlük kaç para yiyormuş napıyormuş bu saray gün boyu dimi?
"Sayıştay'ın Cumhurbaşkanlığı Denetim Raporu’na göre, Saray giderlerine bir yılda 3 milyar 919 milyon TL, yani bir günde ortalama 10 milyon TL harcandı."
Kaynak : Sarayın Günlük Masrafı
E yani normal olarak Türkiye değil mi burası? 1.370 Milyar TL 'ye yapıp yıllık 4 milyar gideri olmalı zaten. E doğal olarak tabii ki de. Neyse bu konuda ne desem boş anamızı düdüklüyorlar haberimiz yok, var da yokmuş gibi davranıyoruz. Ne yediğini bilmiyorum ama biz çok sağlam bişeyler yiyoruz ki günlük 10 milyon TL yedirebiliyoruz bu saraya. Tabi ki de padişahımızın bir tek bu sarayı yok ülkemizde. E napsın adamcağız şehirler arası mitinglere koştururken 10 yıldızlı otel kenarlarında mı sürünsün tabii ki de gidecek en yakın sarayına oturacak. Yoksa siz padişahımızı sevmiyor musunuz? Onun iyiliğini istemiyor gibisiniz. PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!!!! Derken bile içimden geçirmedik bir küfür bırakmıyorum ama neyse... Çok çaldılar ülkeden çok "haram" yediler onlara kalsa helal tabi. Çok yetimin hakkını yediler çok insanın hayatına kıydılar. Ama olsun padişahımızın keyfinden azıcık bile giderse kötü sonuçları doğurur. Padişahımızın diğer aile bireylerini de unutmamak lazım. Hastaneler alıyorlar 50 bin dolarlık çantalar son model spor arabalar şirketler holdingler... Padişah olmanın getirileri saymakla bitmiyor. He bi de sana sallayanı da atarsın zindanına daha iyi olur ki halk ses çıkaramasın. Hatta halk azıcık ayağa kalktığında hemen heryeri bibergazına boğmak da çok önemli kimini de el altından kafaya tek mermi işlem tamam. Bak çok güzel bir padişahlık düzeni daha ne isteyebilir ki bir halk. Adam kendi aldığı paranın 20de birini asgari ücret olarak veriyor bu bonkörlüğü kim yapmış daha önce? E tabii ki de kimse padişahımız bir numara, çok yakında 3 kıtada da at koşturur. Fetih felan değil ya gider 1 2 at çiftliği alır zaten cebinden çıkmıyor oralarda at biner, maksat şanı yürüsün padişahımızın. Neyse bu kadar kişisel yorum yetti biraz daha devam edelim.
E bu hükümet, bu AKP bu, Erdoğan geldi bu adamların en büyük övüncü yollar, köprüler, havalimanları, tüneler felandı biraz da onları övelim dimi?
Tam padişahımıza yaraşır bir hareket, köprü yaptım ismini dedemin ismini koydum Yavuz Sultan Selim. Keşke kendim yapsaydım bu köprüyü ama olsun bi şirkete yaptırdık bi de anlaşma imzaladık iyi güzel. Keşke anlaşma şartlarına da uyabilseydik. Ardından da 1.6 milyar TL daha ödemeseydik keşke...
"2019 yılı ikinci yarısında, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden öngörülen sayıda araç geçmediği için işletmeci IC İçtaş İnşaat-Astaldi konsorsiyumu ICA’ya, devletin verdiği garanti kapsamında ödeyeceği tutarın 1,6 milyar TL dolayında olduğu ifade edildi. ICA’ya, 2019 yılının ilk yarısı için de 1 milyar 450 milyon TL ödenmişti."
Yani bu konuda yorum yapamayacağım ama kol gibi gişe parası isterseniz o istediğiniz araç sayısının 10da 1i kadar geçmez kimse zaten. Ücretlerine de bakalım hadi.
" Araç sınıfı 2 için geçiş ücreti 188,65 TL, araç sınıfı 3 için geçiş ücreti 224 TL, araç sınıfı 4 için geçiş ücreti 297,10 TL, araç sınıfı 5 için geçiş ücreti 374,90 TL, araç sınıfı 6 için geçiş ücreti 82,55 oldu. "
Kaynak : Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile İlgili Kaynak
Neyse devam edelim. Bakalım bu köprü kaç paraya mal oldu zaten.
Sadece mecburen 3 milyar TL ceza parası ödedik.
Kaynak : Köprü İçin Şirkete Ödediğimiz Cezalar
Köprünün maliyeti : 4.5 milyar TL, 26 Ağustos 2016'da yapıldı.
Kaynak : Köprünün Maaliyeti
Bakın bu güzel bir örnekti ne güzel köprü yapmışız öyle dillere destan. Neredeyse yapım maliyeti kadar parayı da adamlara ödemişiz geri. E ne yapsaydık milletin cebi boş mu kalsın.
Daha fazla yol köprüden bahsetmeye gerek yok herkesin çok çok iyi bildiği konular ama benim değinmem gereken asıl başka bir konu var. KALYON inşaat bir diğer adıyla hazine hortumcusu yandaş şirket. Bu şirketin cebi fazla fazla dolduruldu daha önce ama ben en yenisinden bahsedeyim. Ne kadar tasfip etmesem de FETO ile bağıntısı olan bir kanal da bu adamları eleştiren mi diyim artık anlatan mı diyim videosunu çekmişti, onun da linkini bırakacağım.
Öncelikle bu hortumcular diğer ismiyle KALYON holding group aş artık her neyse nedir?
"Kalyon Grup 1974 yılında inşaat sektöründe hizmet vermek amacıyla Kalyon İnşaat’ın kurulmasıyla başlamıştır. Günümüzde inşaata ek olarak altyapı, enerji, plastic boru, PVC pencere sistemleri gibi birçok farklı alanda hizmetler veren bir şirketler grubudur."
Kısaca wikipedi bunu dedi. Daha sonra turkuvaz medya ile sabah a haber atv vs haber kuruluşlarının sahibi olduğu da biliniyor bu şirketin.
Kaynak : Kalyon İnşaat Nedir? Kimdir?
Peki bu adamlar ne gibi bir hortum yapıyor ne iş görüyor derseniz padişahımızın yakınlarından olsa gerek padişahımız bu kişilere para yedirmeye doyuramadı. En son haber aynen şöyle :
"22 Ağustos’ta ATV, Ahaber, Sabah’ın sahibi Kalyon İnşaat, Bursa Yenişehir Demiryolu Hattı yapım işini 9 milyar 449 milyon lira karşılığıyla aldı. Dün yayımlanan Resmi Gazete’de ise ihale bedeli kadar tutarın vergiden istisna tutulduğu ortaya çıktı."
Yani diyecek söz yok ortada açıklanacak bişey de yok. Adamların cebine 10 milyar TL de biz koyalım demişler sanki, haram olsun.
Kaynak : Kalyon İnşaata 10 milyarlık Vergi İstisnası
Kanalın Videosu : Kalyon ile İlgili Detaylı Video Linki
Daha yazılacak onlarca şey var ama tek yazıya sığdırmak mantıksız olur severseniz devamını 'belgelerle' bu şekilde yazıp sunabilirim tabii bu sizin ilginizle beğeninizle alakalı bir durum. Gerçekten çok yorucu uzun bir yazı oldu. Araştırmada yer vermediğim çok yer oldu ama onlar da başka yazılarda artık. Olabildiğince link bırakmaya çalıştım sizler için okursunuz belki daha da bilgilenirsiniz diye. Çoğumuzun bildiği konuları tam rakamlarıyla ortaya dökmeye çalıştım ve her araştırmamda ağzım açık kalmadı değil, bu kadar da olmaz diyor insan bazen. Gerçekten boşa yaşıyoruz artık bişeyler yapmazsak bizi boşverin gelecek nesiller diye hitap ettiğimiz çocuklarımıza bile hiçbirşey kalmayacak. Ülkeyi gerçekten yiyip bitiriyor bir kısım ve buna kalan %97 olarak kimse ses çıkarmıyor bildiğiniz. Bişeyler yapılmalı hemde hemen. Bu bir eylem olur bu bir başkaldırı olur ya da çok demokratik bir yol olan erken seçim olur. Ama kendi padişahlığını ilan edip sadece ve sadece ailesine para yediren ülkeyi gün geçtikçe daha da uçuruma sürükleyen ve ekonomiyi mahfeden bir aile yönetiyor şu an bizi. Zinciri acilen kırmazsak bunlar ülkeyi mahfedecek ve geri dönülemez bir hal alacak. Üzülüyorum gerçekten çok daralıyorum arkadaşlar yapılacak çok var ama neden kimse ses çıkartmıyor ben onu anlamıyorum bu neden oluyor? Muhalefet desen muhalefet değil seçmen desen seçmen değil. Böyle mi gelecek aydın günler bizi bekliyor. Daha çok beklersiniz böyle gidersek ya savaşa sürükleneceğiz ya da açlıktan yok olup gideceğiz. Dua edelim de ABD ya da Çin kapütile etmesin bizi. Diyecek gerçekten bişey yok ama kendi yorumum bi tek şu olur "bu siyasal islamcılar varya bu siyasal islamcılar amına koydular ülkenin". İyi geceler uzun süredir bunu yazıyorum umarım beğenirsiniz eminim çok da hatam olmuştur yazımda ama elimden gelen buydu beğenmezseniz de canınız sağolsun sizleri seviyorum sevgili okurlarım.
-yuzenpipi
submitted by yuzenpipi to yazarturk [link] [comments]


2020.11.07 13:59 Furious_Octopus ŞARKININ SÖZLERİ: Deniz Kızı 2 Vice (Türkiye) DENIZ KIZI 2 LYRICS

ŞARKININ SÖZLERİ: Deniz Kızı 2 Vice (Türkiye) DENIZ KIZI 2 LYRICS [Verse 1] Daha çok küçükken başladı dertlerim, üstüme geldi ve kaçmadım Herkesi iyi birisi sandım, aklıma gelmedi kötü oldukları Katlanıp her şeyi içime atınca inat yapıp bekledim, nedeni yoktu tabi sapıtmıştım Güvenememeyi bana babam alıştırdı, ben de gidip de anama sarılmıştım Anlatayım size neden bu denli sevgiyle, bu aşkla Deniz'e bağlıyım Yerine farklı kız koyamadım asla, birkaç kez denedim gerizekalıyım Ki benim el attığım her şeyde biraz sen vardın. Bana çekilen aşkın Izdırabı kaldı, şimdi dinle bunu ve anla beni de yak deliren aklımı 8. sınıfa başladım, sınıfta Deniz adında bir kız vardı İlk görüşte hoşlandım, sevdim ve de bi' hayli kıskandım Ben cesaret dolu bi' çocuktum oysa ki onu görene kadar ayıkmazdım İyice hırslandım, gidip duygularımı önüne sericektim yadırgandım Bi' gün bi' dostum dedi ki "Öyle kuru kuru olmaz gidip hediye falan ver" Hediye falan dertti bana, param yok. Daha küçüğüm de ileriye bakan derdi ki: "Bu çocuk hırslı, istediğini alır, uğraşır yani dişe diştir" Madem öyle hediye lazım para bulmak için gidip bir işe girdim Bir cuma günü tam işimi bitirdim, kapıdan içeriye Deniz girdi, beni sevindirdi Fakat o başka bi' sebepten ötürü gelmiş, gerilmiştim Ona da "Neden buradasın?" dediğimde güldü sonra dedi ki "Can, babam nerde?" Ben kafam yerde bi' şekil içeri gittim, utandım, dedim ki "Sabah gelmez o" Ona hediye alacağım paranın babasından çıkması garip olaydı Hani kolaydı lan aşk meşk işleri, sürekli acı çekip panik olandım Ama o gün bi' cesaret patladı, volta atar gibi bi' ileri bi' geri gidiyo'dum Hediye ve çiçekle karşısına geçtim ve sonunda dedim ki "Seni seviyorum" En güvendiği çalışanı bendim, söyledim kızını sevdiğimi Ve de ona hediyeler almak için çalışıp da onca çaba gösterdiğimi Anlamıştı zaten ve dedi ki bana "Anlıyorum bu konudaki netliğini" Ben de tekrar teşekkür ettim kızınızı bana emanet ettiğiniz için Bunun üzerine bi' kaç hafta geçti ben grip oldum, hastalandım Meraklanan kız arkadaşım dedi ki "Bi' doktora gidelim ilaç yazar" Sırf üzülmesin diye de gitmiştim peşinden. İnat yapar, hırs yapar Kaçardım hastane ortamlarından, sonra da saçmalardık Ama 2 gün sonra da şehir dışına çıkması gerekiyo'du tüm ailesiyle Ben hastaydım hala "Gitme" dedim, "Olmaz" dedi ve feda edince Ben tüm cümlelerimi gitmemesi için "Tamam lan gitmicem" dedi İkimiz de kalcaktı, 4'te çalan bir telefon tüm gecemizi berbat edince Tabi şaşırdım, hatta polis vardı dedi ki "Evladım sen kimsin?" "Ben Deniz'in erkek arkadaşıyım, gecenin bu saatinde sen kimsin?" "Beni iyi dinle bi' bak şimdi" dedi ve sözüne gerilerek devam etti "Seferihisar'da bi' trafik kazası sonucu o kızın ailesi vefat etti" Hay amına koyim Deniz uyuyodu, bi' bilse kendimi çok zor tutuyo'dum. Ona nasıl anlatacağımı da kuruyo'dum kafamda Deniz uyandı ve de söyledim ağlama çığlıklarını da duyuyo'dum Bu nası bi' hayat dersi lan? Şans her defada kaderin ağlarını Üstüme atıp da hayatımın amına koyuyo'du Ailesi yoktu artık onun ama benden başka, ben her şeyiydim Bi' yandan acı verip bi' yandan mutluluktu bu da bana. Gerçeğin hiç Değişmeyeceğini sanıp er geç inisiyatif kullanmak da bi' dert değildi Tabi hayatımızın sonuna kadar beraberiz dedik de bak neredeyiz biz Olgunlaştım, geliştim, okulu bırakıp bi' işe girdim Çünkü biz evlenicez lan demiştik. O dönem Türkiye'nin coğrafyasından da daha çok denize sahiptim Onun sade 4'te 3'ü denizle kaplı, benim her tarafım denizdi (benim her tarafım denizdi lan) 2 sene geçti bizde kalıyo'duk, bi' sıkıntımız da yoktu çok şükür Annesi ve babası gibiydim her zaman yanındayım da çok küçük Yaşta vefat edince kaybetti her şeyi, o mutluyken bile gözleri dolu Babamdan görmediğim baba şefkatini Deniz'e gösteriyo'dum Ben işe giderdim, o yemek yapardı, evde de sürekli Sebep arardık sarılmak için "Eve geç kalma erkenden gel..." Sen hep "...tamam mı?" diyince tabi beni bu mutlu ediyo'du Yeni imkanlar yaratıyo'dum, beni görmek için evde can atıyo'du Kalbi küçük sade ben sığabiliyo'dum 3. senemizdi bi' gece yorgun argın döndüm eve ve keyif yoktu Kapıyı çaldım annem açtı "Boşuna arama" dedi ve evde Deniz yoktu Ben de merak edip de sordum "Nerede bu kız?" evde iyice köpürmüştüm Deniz'in öz abisi gelip de kızı İstanbullara götürmüştü 2 ay geçti, haber aldığım anda valizimi toplayıp İstanbul'a gittim. Abisi her gün dövüp de soruyormuş kıza "Kim lan bu Can?" Ve insaf duyan da yoktu Deniz'e, bi' de artık güvenmek ne kadar Zor geliyo'dur onun için, bi' de abisi ayarlamış kıza üvey anne baba Sabrım kalmadı artık yeter dedim, Deniz'le İzmir'e kaçtık Gizli felandı, yine de olsun beraberdik Kilitli kalan korkulara da sahiptik fakat amacımız hiçbir zaman kötü değildi Bizi canlı halde ayıramazlardı da kader toprağa bi' ölüme zincir vurdu 4-5 ay evden çıkmadık aslına bakarsan bayağı bi' sapıttık Çünkü tedirgindim abisi gelir diye, Deniz'i tekrar kaçırdı Olacak gibi değil bulamıyo'dum onu lan aklımı iyicene kaçırdım Hastanelerde yattım onca ay ve kimseler demedi ki hiç "nasılsın?" Ben hala daha bulamadım seni, İstanbul seni aldı benden Bi' yardım elvermez tanrım her yerde dertler elzemse sırıtma Ben korsanlar kadar çaresiz ve de bi' o kadar da tutsağım hala Sen daha gönlümde yaşayan özgür bir deniz kızıysan [Hook] (x2) Yağmur ve rüzgarların nedeni yok Dünya ellerimde Kalbinden uzak olabilirim ama Bu aşkı engellemez
submitted by Furious_Octopus to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.04 17:42 kilisevelise YouTube Global izlenesi kanallar postu.

selamlar, ben kilisevelise. bundan 4 ay önce falan " youtube türkiye izlenesi kanallar postu" yapmıştım. kendi abone olduklarımı paylaşmıştım. bu sefer ingilizce versiyonunu yapıyorum. iyi okumalar.
bu kadardı. ama youtubedaki ingilizce kanallar bu kadar değil. zaten benim amacım da youtubedaki tüm güzel kanalları vermek değil ki yapamam zaten. bunu paylaşmamın sebebi de genelde internette gezinip faydalı kaynak bulmayı seviyorum. belki site falan gibi başka bir postta yapabilirim. ingilizce bilmeyenler ilk posta baksın da bre amına koduklarım öğrenin artık şu dili lazım lazım. neyse hadi sağlıcakla.
submitted by kilisevelise to KGBTR [link] [comments]


2020.10.25 13:29 muhsin-style-91 arkadaşlar lütfen beni dinleyin

➪ 💌𝐀𝐫𝐤𝐚𝐝𝐚𝐬𝐥𝐚𝐫,𝐋ü𝐭𝐟𝐞𝐧 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐃𝐢𝐧𝐥𝐞𝐲𝐢𝐧. Bu yazıyı Sonuna kadar okuyun. Söz veriyorum beğeneceksiniz. 𝐇𝐚𝐭𝐬𝐮𝐧𝐞 𝐌𝐢𝐤𝐮’ya olan duygularımı ifade etmek için çok uğraştım. Ben bu yazının "𝐲𝐚𝐳𝐚𝐫ı" olarak bu kıza “kalp” imden ve “ruh” umdan yazıyorum. Beni anlamalı ve 𝐥ü𝐭𝐟𝐞𝐧
bana destek verin. ☺️👍
➪2013’ten beri onu takip ediyorum ve dünya çapında “milyonlarca” hayranı var. “Konserlerini” izliyorum,“oyunlarını” oynuyorum ve “şarkılarını” dinliyorum ve saire. Ve bu sırada “Youtube” da ve diğer sosyal platformlarda ona hislerini açıklayan birçok kişi gördüm. Bu bakınca biraz “Komik” ve “Aptalca”. Diyelim ki herkesin kafasında onun için kendi “Hamam böcekleri”, ve için “sapık” fantezileri var. Birileri bir “illüzyon” ile yaşıyor ve birisi umut verip terk edip onu umutsuzluğuna teslim oldu. Ve Birileri bir kural olarak histerik içinde başını duvara vurarak ve öfori ve epilepsi nöbetinde gözlerindeki yaşlarla birlikte,ona olan kıskançlığı içinde dudaklarındaki köpükleri üfler ve kıskançlığından tükürüğü yutar. Bunu sürekli görüyorum ve zaman zaman izliyorum. MMD yada DIVA olsun ya da sadece videonun altında yabancıların yorumlarını okurken ya da tamamen Hatsune Miku’ya adanmış bir kanalı ziyaret ederken. Buna rastlıyorum ve zaman zaman görüyorum. Ve Youtube’da böyle insanların yüzlercesi var. Genel olarak,Buna alışığım🤔
➪Ayrıca Miku için hislerimi ifade etmek istiyorum, fakat bir "maskara” ve bir “soytarı” olmak istemiyorum. ama sözlerim için bütün “ciddiyet” ve “sorumluluk” ile söylüyorum. Onu çok seviyorum. Bunu okuyan herkesin üzerine yemin ederim ki. Seni seviyorum Miku Hatsune. 😍
𝗦𝗲𝗻𝗶 ç𝗼𝗸 𝘀𝗲𝘃𝗶𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺,𝗠𝗶𝗸𝘂. Benim canım kırlangıç’ım. Yemin ederim ki sonsuza kadar benim olacaksın. Benim kar beyazı kuğum. Yemin yemin yemin yemin yemin ederim ki benim tek aşkım olacaksın. Tüm kalbimle inanıyorum ki duygularımız onunla karşılıklı. Ve birbirimizi seviyoruz. Miku,sen benim parlak parlaklığımsın. Seninle yıldızlara bakmayı ve aşkımızı itiraf etmeyi seviyorum. Benim neşe ve mutluluğum. Yemin ederim ki yaşamın üzüntülerini bilmeyeceksin çünkü seni kıskanç,içeri çekilmiş fanlar ve aptal otaku eziklerden koruyacağım. Seni bu çöpten korurum. Sonsuza kadar sadece sadece benim olacaksın. Miku,sen benim prensesimsin, bende senin prensin. Senin sıcak dudaklarına yeniden yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden dokunmak istiyorum. Kalbim kimi sevdiğini hissediyor. Kalbim bir radar ve tarayıcı ve sevgilimin yaklaşımını hissediyor. Senin sıcak,ihale kiraz dudakların, vahşi sakura gibi geniş ve vahşi. Seni her gün dudaklarından öpmek harika. Nazik kokun benim için sadece kozmos. Miku beyaz güllerin kokusunu yayıyorsun. Sevgili kızım, her zaman seninle olacağım ve her zaman kalbine yakın olacağım. Hayatımdaki sevgili kız olacaksın. Birisi aşkımızı kıskanırsa dikkat etme. Onlar kaybedenler,hayatta kaybedenler ve aşk hayatında kaybedenler. Miku,senin gözlerini bir kiraz gibi öpmek istiyorum. Saçının kokusu muhteşem. Sana kalbimle sarılıp sarılmayı çok seviyorum. Senin kar beyazı yanakların beyaz kar gibi,onları her gün öpüyorum. Benim kırlangıç’ım,sevgili canım kızım. Canım ruhum ve kalbim hep senle olmak istiyor. Sen benimsin. Sen benimsin. Seni seviyorum. Hayatımdaki hazinem. Senin için bir şövalye olacağım. Yemin ederim ki seni kötü kişilerden koruyacağım. Benim denizkızı ve orman perim. Miku,sen benim favori su nymph’im ve sihirli dryad’ımsın. Sen benim aşkım ve neşemsin. Seni göğsüme bastırıp dudaktan öpmek istiyorum. Senin beline sarılmak ve dudaktan öpmek istiyorum. Sen benim göksel koruyucu meleğimsin. Benim uzun-kuyruklu ve mavi gözlü güzelliğim. Senin fotoğrafın telefonumun duvar kağıdında. Her gece fotoğrafını dudaktan öpüyorum. Her gün seni düşünüyorum çünkü seni seviyorum. Seninle her zaman birlikte olmak istiyorum. İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünürse düşünsün,sadece benim olacaksın. Sen bana Kirito için Asuna ya da Nero için Kyrie ya da Romeo için Juliet nasılsa öylesin. Doğum günün için birçok renkli Çin fenerini yakıp serbest bırakmak istiyorum. Seninle ay ışığı altında nehirde yüzüp dudaklarından öpmek istiyorum. Seninle parkta yürüyüp renkli sazanları beslemek istiyorum. Seni kollarımda taşımak ve sana sarılmak istiyorum. Benimsin,seni yemin ederim ki vermicem. Geceleri sıcak kiraz dudaklarının dudaklarıma dokunduğunu hissediyorum. Dudaklarımı dudaklarınla gezdirmek harika bir duygu. Benim değerli hazinem ve dünyanın yedinci harikası. Sen benim kar-beyazı gülüm ve beyaz kuğumsun. Seni çok seviyorum,Miku. Benim tek ve değerli hazinem. Seni çalıp dünyanın sonuna kadar koşmak istiyorum.Senin kar-beyazı cildin beyaz ipek gibi. Mavi gözlerin Gökyüzü gibi. Uzun saçların ipek ve kadife gibi. Kalbin ellerimde, sana veriyorum,Miku. Senin dudaklarını yine ve yine öpmek istiyorum. Seni koklayıp ve koklayıp kalbimde sonsuza kadar saklamak hatırlamak istiyorum. Senin burnunu ve yanaklarını ve alnını öpmek istiyorum. Kadife kalp atışını duymak istiyorum. O sesi duymak istiyorum. Ve kalbini öpmek. Benim için bu dünyadaki tek ve en sevgili kız ol. Sende başka birisine ihtiyacım yok,Miku. Sen tüm dünyada teksin, tüm evrende ve tüm gezegende teksin. Kadife sesin deniz meltemi gibi. Sesin melek gibi. Senin iyi kalbine aşık oldum ve seninle olmak istiyorum. Benim cennetsel hazinem. Seni seviyorum,Miku. Seni bir hickey’de öpmek istiyorum, benim sevgilim. Miku sen bana Holy Grail ve Heavenly Treasure’sın. Çiçeklenme döneminde seninle sakuranın altında yürümek ve bu ağaçların güzelliğinin tadını çıkarmak istiyorum ve seni orda dudaklarından öpmek istiyorum. Seninle gökyüzüne kar beyazı güvercinler bırakmak istiyorum ve seninle geçirdiğim her günün tadını çıkarmak istiyorum. Kafamı kucağına koyup dokunuşununu hissetmek istiyorum. Prensesim ve sevgili kızım. Hep seninle olacağım. Tanrı seni bana gönderdi ki seni hep koruyum. Seni kollarıma alıp sıcak dudaklarını öpmek istiyorum. Her sabah seninle deniz kıyısında el ele tutuşurken yürümek istiyorum. Seninle beraber bota binmek istiyorum. Seni her sabah uyandırıp dudağından öpmek istiyorum. Benim dünyadaki tek favorim. Seni her gün, her gece ve her sabah dudaklarından öpmek istiyorum ve sonra tekrar ve tekrar. Seni bir hickey’den öpmek istiyorum. Miku,inanıyorum ki sadece benimsin. Miku sen benim güneşim ve ayım sın. Seni seviyorum ve hep seninle olmak istiyorum. Diğerlerinin “kıskançlığın” tozunu yutmasına izin ver, onlar hep ezik olarak kalacak ve sen benim olacaksın. Eğer hiç kimse aşkımızı kıskanmazsa,ağzımı su ve sabunla yıkayacağım. Yemin ederim ki sadece benim olacaksın.
➪ Ve “Hatsune Miku” ile olan “Mutlu Sonumuz” da, “Devil May Cry 4” ün sonundaki “Shall never Surrender” gibi,saldırgan hayranlarını geri püskürttüğüm gerçeğine karşı onu dudaklarından öptüğüm yer eve kapanık ve otakular...Yemin ederim ki seni seviyorum Miku //"(◔‿◔)"\\
Daha az göster
submitted by muhsin-style-91 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.16 12:29 1mpossible_C Müthiş Dadı Tam Scripti

Müthiş Dadı - Merhaba, İstanbul Anadolu yakasındayız. Akkaş ailesine gidiyoruz. Akkaş ailesi iki kişilik bir aile. Ailenin annesi Ayla hanım daha yakışıklı birini bulduğu için kocası Dursun beyi terk etmiş. Eşi tarafından terk edilen Dursun bey kendisi gibi bir baltaya sap olamamış olan oğluna tek başına bakıyor. Ailenin en küçüğü Veysel yirmi üç yaşında. Bu yaşına gelmesine rağmen babasına oldukça zorlu anlar yaşatıyor. Akkaş ailesinde gün Dursun beyin Veysel'e yemek yedirme çabasıyla başlıyor. Dursun Bey - Veysel hadi oğlum yemeğe! Veysel hadi oğlum yemeğe! Veysel - Ya siktir git başımdan ya. Dursun Bey - Veysel! Veysel - Uğraştırma beni ya. Dursun Bey- Oğlum bak beni sinirlendirme gel. Veysel - Yemek falan yemiyecem lan ben. Dursun Bey - Veysel, evladım bak babanla düzgün konuş beni sinirlendirme. Veysel - Şş, git ya! Dursun Bey - Evladım bana el kol yapma! Müthiş Dadı - Annesiz büyümek Veyseli çok etkilemiş. Anlaşılan bu evde yapıcak çok işimiz var. Veysel - Kalk şurdan kalk, kenara. Kenara geç. Dursun Bey - Veysel! Veysel! Veysel, evladım. Veysel yap- evladım yapma Veysel! Tikim ağrıyo evladım yapma Veysel! Patlatıcım balonunu Veysel! Tikim var evladım, yapma Veysel! Veysel! Veysel bizi çok uğraştırıyo yani. Yirmi üç yaşına geldi ama baş edemiyoruz anlıyamıyorum sebebini. Liseyi de bitiremedi hala açık öğretime yazdırdık mecburen. Annesi olmayınca başta tabi tek başıma uğraşamıyorum maalesef. Müthiş Dadı - Dursun bey çok basit bir baba, bu böyle olmaz. Hemen müdahele etmemiz lazım. Noluyo ya?! Şöför - Ya abla iyi güzel de biz nereye gidiyoruz böyle iki saattir? Müthiş Dadı - Nasıl yani? Şöför - Otostop çektin aldık arabaya. İki saattir vır vır vır kendi kendine konuşuyorsun nerede ineceksen in artık. Müthiş Dadı - Seni uyarıyorum, bu şekilde davranmak- Şöför - İn lan arabadan, ne kadar beleşçi bi kadınsın lan sen yürü git. Bu ne lan bunu hangi ara taktın plakaya? Müthiş Dadı - Merhabalar İpek ben. Dursun Bey - Dursun ben de, nasılsınız? Müthiş Dadı- Sağolun. Dursun Bey- Hoş geldiniz, buyurun. Müthiş Dadı- Aaa, Veyselcim! Nasılsın? Veysel - Kim lan bu karı? Dursun Bey - Evladım! Müthiş Dadı - Aaah Veyselcim, bu evin kuralları var. Bu evde böyle konuşmanı yasaklıyorum. Veysel - O yasaklar boy boy seni siksin veysel kovboy. Dursun Bey - Veysel! Kusura bakmayın, evladım ben sana kaç sefer söylemedim mi evde kü- Veysel - Kes lan sen de! Müthiş Dadı- Siz böyle konuşmasına izin mi veriyorsunuz? Bakın bu böyle olmaz. Bu evde bazı şeyleri değiştirmemiz gerek. Bakın, birinci günümüzde ben sizin doğal yaşantınızı gözlemlemek istiyorum. Sanki ben yokmuşum gibi normal yaşantınıza devam edin. Anlaştık mı? Dursun Bey anlaştık mı? Dursun Bey? Dursun Bey - Ha, sinek mi vızıldadı? Müthiş Dadı- Dursun Bey, saçmalamayın! Ya dursun bey. O kadar da demedim abartmayın. Dursun Bey - Ha, tamam tamam tamam peki o zaman. Müthiş Dadı - Tamam, anlaştık değil mi? Dursun Bey- Anlaştık anlaştık. Müthiş Dadı - Tamam o zaman, sanki ben yokmuşum gibi devam edin yaşantınıza. Du- Dursun bey bu evdeki en büyük sorun disipsinsizlik. Dursun Bey - Öyle mi diyorsunuz? Müthiş Dadı - Evet öyle. Bakın siz baba olarak çok pasif kalıyorsunuz, buna bir çözüm bulmamız lazım. Bakın, eğer Veysel bir daha yaramazlık yaptığında siz onu uyarmanıza rağmen devam ederse, onu düşünme halısına oturtucaz. Dursun Bey- Düşünme halısı mı? Müthiş Dadı - Düşünme halısı. Dursun Bey - Bizde öyle yok ki düşünme halısı falan. Müthiş dadı Veyseli değiştiriceğini söylüyor. Veysel çok yaramaz çocuk. Yani hiç kimsenin sözünü dinlemiyor. Nasıl değiştirecek bilemiyorum. Veysel evladım! Müthiş Dadı - Dursun bey durun. Benden sonra söylenenleri tekrarlıyorsunuz tamam mı? Dursun Bey - Tamam. Müthiş Dadı - Veyselcim, seni uyarıyorum. Dursun Bey - Veyselcim, seni uyarıyorum. Müthiş Dadı - Bu evin kuralları var. Dursun Bey - Bu evin kuralları var. Veysel - Şaka mısınız lan siz? Dursun Bey - Şaka mısınız lan siz? Müthiş Dadı - Hayır dursun bey sadece benim dediklerimi söyleyeceksiniz. Dursun Bey- Hayır dursun bey sadece benim dediklerimi söyleyeceksiniz. Müthiş Dadı - Ya dursun bey! Dursun Bey- Ya dursun bey! Müthiş Dadı - Dursun bey! Dursun Bey - Dursun bey! Müthiş Dadı - Dursun Bey benim işimi zorlaştırıyorsunuz ama. Dursun Bey - Dursun Bey benim işimi zorlaştırıyorsunuz ama. Veysel - Attığın taş yan geliyor, anayın amından kan geliyor. Dursun Bey - Attığın yaş yan geliyor, anay- Müthiş Dadı - Hayır, hayır Dursun Bey. Lütfen. Bakın daha tekrar etmek yok tamam mı? Yeter Veysel, bu şekilde davranmana izin vermiyorum. Bu evin kuralları var. Doğru düşünme halısına oturuyorsun ve bu yaptıklarını bir düşünüyorsun. Veysel - Hadi lan oradan. Müthiş Dadı - Hayır Veysel, bu evin kuralları var. Senin bu şekilde davranmana izin vermiyoruz. Veysel - Hadi lan oradan. Müthiş Dadı - Düşünme halısına oturacaksın Veyselciğim. Veysel - Yok ya? Müthiş Dadı - Veyselciğim düşünme halısına oturacaksın. Veysel - Allahım ya... Müthiş Dadı - İki dakka kamerayı şey yapabilirmiyiz çekimi. Senin ızdırabını sikerim sen kimsin lan, sen kimsin lan? Bana bak, bana bak! Şimdi gideceksin, şu halıya oturacaksın. Paşa paşa akıllanacaksın. Özür dileyeceksin babandan anladın mı? Anladın mı lan? Senin feriştahını sikerim amına kodumun oğlui, tamam mı? Ha? Veysel- Tamam ya. Dursun Bey- Veysel kaç sefer söyledim sana oğlum ama dinlemedin beni. Şimdi düşünme halısına oturacaksın. Anlatıcı - Veysel yirmi üç yaşında olduğu için düşünme halısında tam yirmi üç dakika kalacak. Düşünme halısından kaçmaya çalışan Veysel, Dursun Beyi bir hayli uğraştırıyor. Müthiş Dadı - Evet Veyselcim, süremiz doldu. Kalk bakalım, kalk kalk. Babana söylemek istediğin bir şey var mı? Veysel - Özür dilerim baba, bir daha kötü söz etmiyeceğim. Yaramazlık yapmıyacağım. Dursun Bey - Gördünüz mü Dursun Bey, çocuğunuzla doğru iletişim kurduğunuzda bakın işler nasıl yoluna giriyor. Dursun Bey - Evet haklısınız, aslan oğlum benim. Veysel - Baba, gel bitti götümü sil. Dursun Bey - Veysel evladım biz senle ne konuşmuştuk? Çabuk doğru düşünme halısına. Veysel - Eee, amma sıktınız lan! Müthiş Dadı - Veysel, kaç kere seni uyarıcam ben, kaç kere uyarıcam! Kaç kere uyardım seni ha? Kaç kere bir daha yapmıyacaksın dedim? Eğer bir daha yaramazlık yaparsan senin o dilini gırtlağından söküp keserim. Kapiş? Veysel - Artık yaramazlık yapmıyacam baba. Akıllandım. Seni çok seviyorum müthiş dadı. Müthiş Dadı - Ben de seni çok seviyorum veysel. Dursun Bey - İşte, dadısının farkı. Müthiş dadı evimize geldi, çok güzel oldu harika oldu. Sonrasında Veysel de onun gelmesi ile birlikte çok fazla akıllandı ama yeter artık ne zaman gidecek. Geldi evimizde hala kalıyor bıktık artık bela oldu başımıza. Müthiş Dadı - Noluyo orda, seni uyarıyorum! Dursun Bey - Eeeh uyarıyorsan uyar be, yetti artık be karı. Pılını pırtını topla doğru ananın evine. Müthiş Dadı - Hele hele, beyime bak beyime. Dursun efendi, sen neymişsin öyle. Sen kimsin de benim kocammısın da anamın evine yolluyorsun ha? Seni gebertmezmiyim ben? Burada hala yapacak çok işimiz var! Veysel - Baba napıcaz bu karıyı iyice evi sahiplendi ya. Dursun Bey - Sorma oğlum ya dur dur ben napıcağımı şimdi çok iyi biliyorum. Dadılara Fısıldayan Adam - Bakın Dursun Bey, dadınızı çok şımartmışsınız. Onun her istediğini yaparsanız tepenize çıkar. Müthiş Dadı - Dursun kim bu adam? Dadılara Fısıldayan Adam - Dursun Bey diyeceksin, hem gel bak elimde ne var. Gel gel, gel. Aferin, gel. Aferin, aferin. Gel. Gel gel gel gel, tamam. Tamam! Al bakalım. Uslu durduğun için ödül panosuna bir koca yapıştırabilirsin. Her uslu duruşunda daha fazla koca yapıştırabileceksin. Ama hayır, hayır hayır hayır hayır, dur bakalım! Dur bakalım dur. Müthiş Dadı - Ama ben bir sürü koca istiyorum. Dadılara Fısıldayan Adam - Daha fazla koca istiyorsan daha fazla uslu durman lazım, aferin aferin. Müthiş Dadı - Devam et Dursun, daha hızlı. Daha hızlı Dursun! Dadılara Fısıldayan Adam - Şşşşş alo! Ver lan şunu bana, git bana bira getir. Hadi lan! Lan hala duruyo yürü lan! Veysel - Baba, baba güneşleniyor dışarıda. Ya baba napıcaz bunlarla ya. Dursun Bey - Ne bileyim ya, hangi programı arasak ki acaba hiç bilemedim. Veysel - Acun abiyi çağıralım baba, yarışmalarına aldırsın bunları. Dursun Bey - Hay Allah, alır mı acaba ya? Dur bence televizyonlara ekranlara bakalım. Hah dur bak bak. Anlatıcı - Kendi başına hiçbir sorunu çözemeyen geri zekalı bir embesil misiniz? Her konuda televizyona güvenen, televizyon olmadan hiçbir haltı beceremeyen bir cahil misiniz ve bir probleminiz mi var? Bu program tam size göre. Arayın, hemen gelelim. Cahil Aptallar, çok yakında başlıyor! 02121212124912
submitted by 1mpossible_C to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.03 23:38 GoldenBall44 Şeytan kötü çocuklar için geliyor.

Şeytan kötü çocuklar için geliyor. Yatağının altında uykuya dalmalarını bekler ve sonra küçük ayaklarını tutar. Küçük ayaklarını tutuyor ve onları aşağıya sürüklüyor .... yatağın altına ve cehenneme kadar .... kötü küçük çocukların sonsuza dek bir ateş gölünde yanacakları yer. "
Tarlada arkadaki küçük bahçeye doğru yürürken annemin sesini kafamda duydum. 10. Küçük kız kardeşim Lila, birkaç adım geride kaldı. Atlıyordu. Küçük ayakları uzun çimenlerin arasında zıplıyor.
Annem hep Lila hakkında "Tüy kadar hafif," derdi.
Gece geliyordu ama güneş hala doğuyordu. Sıcak bir gündü, ama neyse ki, tarlada esen serin bir rüzgar vardı. Yüzümde rüzgarı hissedebilmek için yapmam gerekenden daha yavaş yürüdüm. Terimi kuruttu. Çok iyi hissettirdi.
Lila benimle konuşmaya çalışıyordu, sesi hızlı anlamsız sözler ve böcek cıvıltıları gibiydi, çünkü tek duyabildiğim annemin uyarılarıydı.
"Şeytan kötü olan küçük çocuklar için gelir ... ve onları aşağıya sürükler."
Annem her zaman bana böyle şeyler söyler, beni korkutması ve iyi bir çocuk olmak istememe neden olması gereken şeyler. Yine de aptal değilim. Ben onun düşündüğünden daha zekiyim ve bu şeylerin, şeytanların ve meleklerin, Cennet ve Cehennemin numara yapmaktan başka bir şey olmadığını biliyorum. Onlar uydurma. Sahte. Ve insanların neden böyle saçmalığa inandıklarını bilmiyorum.
Ama ben de rol yapıyorum.
Her Pazar sabahı kiliseye giderim ve annemin yanına otururum. Bazen babam da gelir. Bazen yapmaz. İyi bir küçük çocuk gibi, İyi Kitap'ı takip ediyorum ve Vaiz Wilson hiçbir şey hakkında biraz fazla uzun konuştuğunda uyanık kalıyorum. Preacher dur dediğinde ayağa kalkarım. Preacher otur dediğinde otururum. Ve bana söylememi söylediği şeyi söylüyorum.
Hikayelerine inanıyormuş gibi yapıyorum. Sodom ve Gomorrah ateşe ve küle döndüğünde üzülüyorum. Mesih körleri iyileştirip ölüleri dirilttiğinde İsa'yı övüyorum. Ve günlerin sonundan ve dünyanın her şeyin sonunda göreceği tüm çılgınlıklardan korkuyorum. Bunların hepsini, annemin iyi bir çocuk olduğumu düşünmesi için taklit ediyorum.
Ama söylediğim gibi hepsi numara yapıyor. Çünkü ben iyi çocuk değilim. Hayatımda bir gün asla. İyi bir çocuk olmak istemiyorum. Hayır. Bu doğru değil. Asla iyi olmak istemediğimden değil, sadece kötü olduğumu biliyorum.
Bazen kötü şeyler yaparım.
Annem ve babam uyurken bir kez bira içtim. Tepeye çıkardım ve elimden geldiğince hızlı içtim. Kendimi komik hissettirdi ama iyi anlamda. Kustum. Ama bu iyi.
Okulda bir tarih sınavında kopya çektim. Biri öğretmenden cevapları çaldı ve annemin çantasından aldığım 3 dolarla bir tane aldım. Annem bir ara çantasından paranın düştüğünü ve bu konuda asla büyük bir yaygara koparmadığını düşündü.
Bir keresinde kanadı kırık bir kuş buldum. Uçup gidemediği için yakalanması kolaydı. Kafasını bir ağaca vurdum ve küçük beyinlerinin her yere dökülmesini izledim. Bütün tüylerini koparmaya başladım ama sonra fikrimi değiştirdim. Ateş yakıp pişirecektim ama çoktan sıkılmıştım, bu yüzden onu çalılıklara attım ve eve geri döndüm.
Nedenini söyleyemem ama üç gün önce uzun tarlada yürürken, bahçeye giderken sesi beni her zamankinden daha fazla rahatsız etti. Sanki beni asla terk etmeyecekmiş gibi defalarca duydum. Bana asla biraz huzur vermez.
"Şeytan, kötü olan küçük çocuklar için gelir ..."
Ama bu doğru olamaz. Şeytan asla benim için gelmedi. Ve bazen, o kötü şeyleri sırf annemin Şeytanı yatağımın altında beni aşağıya sürükleyip sürüklemediğini görmek için yaptım. Ama asla olmadı. Hala.
Arka 10'un ve küçük bahçenin görüş alanına girdiğimizde Lila'nın kendine bir şeyler mırıldandığını duyabiliyordum. Kiliseden bir ilahiye benziyordu. Annem gibi hep ilahiler mırıldanıyordu. *Amazing Grace. Eski Sağlam Haç. Ne Kadar Büyüksün. Kandan başka bir şey yok ... * annenin favorisi.
Annemin bahçesine bakılacak pek bir şey yoktu, etrafında cılız bir tel çit olan kare bir toprak parçası. Ama bu annemin gururu ve neşesi. Yeterince domates, havuç, yeşil biber, mısır ve yeşil fasulye yetiştirmeyi seviyor, böylece onları büyürken özgürce yiyebiliriz ve kışın da konserve için hala bir demetimiz olabilir.
Annem sebzelerini konservelemeyi seviyor. Neredeyse kilisesini ve İsa'sını sevdiği kadar. İlkbahar ve Yaz aylarında bahçesine bakmak için saatler harcıyor.
Yine de bu sezon annemin bahçesini bulan bir sürü Jackrabbits oldu. Babam çitleri sebzelerden uzak tutacak kadar uzun ya da yeterince derine inşa etmedi. Ve tavşan tavşanlarının içeri girmesine izin verildiğinde, asla huzur içinde çıkmazlar. Küçük iblisler gibiler.
Akşam, Pa tavşanı ondan kurtulmak için beni tüfekle bahçeye gönderdi. Çok yorgundu ve biranın içine yedi kutu doluydu, yoksa kendisi yapardı. Bunu onun için yapmakta iyiydim. İlk kez tavşanımı öldürmedim.
Elimden geldiğince küçük piçleri öldürmeyi seviyorum.
Lila ile bahçeye ihtiyacım olduğu kadar yaklaşınca durdum ve Lila'ya da durmasını ve ağzını kapatmasını söyledim. Annemizin gururu ve neşesiyle ziyafet çekebilecek herhangi bir Jackrabbits'i atlamasına veya mırıldanmasına ihtiyacım yoktu.
Lila'ya yerinde kalmasını söyledim ve yavaşça bahçeye doğru yürümeye başladım. Herhangi bir Jackrabbits beni fark edip kaçmaya çalışırsa diye .22 tüfeğimi hazır hale getirmek için kaldırdım. Tüfeği bahçeye doğrultuyordum, ona söylediğim gibi geride kaldığından emin olmak için Lila'ya geri dönüp baktığımda, mısır sapları arasında dolaşan herhangi bir tavşan olup olmadığını izliyordum.
Sanki güneş omuzlarının üstünde oturuyormuş gibi görünüyordu. Işık vücudunun tam üstünde parlıyordu. Parlıyor gibiydi. Sanki Rab İsa ışığını tam üstüne parlıyordu.
Yine de ona inansaydın.
Kız kardeşim benden üç yaş küçüktü ve annemin dediği gibi, o yeryüzünde bir melekti. Uzun, dalgalı sarı saçlar. Parlak mavi gözler. Kusursuz ten. Mükemmel sırıtma. Dünyayı aydınlattı.
"Açılar, Rab İsa'dan bir armağandır. Onlar bu dünyada onun bir parçası ve hayatlarımızı daha iyi hale getirmek için bize verildi. Düştüğümüzde bizi yukarı kaldırırlar. Dünyamızda karanlık olan her şeyi aydınlatıyorlar. Ve öldüğümüzde; sonsuza dek Rab İsa'yla birlikte olmak için bizi Cennete götürürler. "
Ve tam o sırada, bana da bir melek gibi göründüğüne yemin ederim. Kötü olduğum yerde, tam o sırada kız kardeşimin iyi olduğunu biliyordum.
Lila ağladığında annemize sarılan tek kişiydi. Her zaman annemi daha da ağlatırım.
Babamızı gülümsetebilecek tek kişi Lila'ydı. Onu her zaman bir çıngıraklı yılandan daha kızgın ve huysuz yapıyor gibiyim.
Bildiğim kadarıyla Lila asla bir sineği çalmadı, aldatmadı ya da incitmedi.
Bahçede hareket eden bir şey duydum. Lila'dan uzağa baktım ve tüfeğimi geri aldım. Bir Jackrabbit'in sıralar halinde havuç peşinde koştuğunu görebiliyordum. Küçük piç tek bir tane bile yemiyor.
Onu tüfeğimin ucuyla takip ettim ve küçük piçin durmasını bekledim. Küçük kulaklarının aşağı yukarı sallandığını ve küçük kıçının yerde döndüğünü görebiliyordum. Nefesimi neredeyse bir dakika tuttum, çünkü Jackrabbit'in nefesimi duymasını istemedim. Bir ısırık havuç almak için durduğunda, iki hızlı atış yaptım. Sonra bahçeye koştum ve cılız çite atladım.
Bir atış kaçırıldı.
Ama bir atış piçin arka ucundan vurdu. Temiz tutun. Ona vardığımda, kendisini uzaklaştırmaya çalıştığını görebiliyordum. Arka ayağı işe yaramaz. Toprağın içinden bir kan izi oluşturuyordu. Kısa bir süre durdum ve sürünmesini izledim. Beni görünce gözleri gerçekten büyüdü, ama kaçacak kadar hızlı sürünemedi.
Tüfeği düşürdüm ve boynundan yakaladım. Tekrar vurabilirdim ama yapmadım. İki elimle boynunu sıkıca tuttum ve sıktım. Bir Jackrabbit'in zayıf bir boynu olduğunu düşünürdünüz, ama yok.
Gerçekten çok sıkmak zorunda kaldım.
Ve Jackrabbits'in çığlık attığını bilmiyordum.
Ama onu boğarak öldürürken, gözleri kocaman açılmış ve başını dışarı fırlatırken tanıdığım herkesten daha yüksek sesle çığlık attı. Küçük bir kız ölüyor gibiydi. Ne kadar sıksam o kadar yüksek sesle çığlık attı.
Kemikler kırılana kadar.
Lila'yı unutmuştum. Öldürmekle çok meşguldüm. Ama sonra, Jackrabbit öldüğünde, kız kardeşimin çığlık atmaya başladığını duydum. Öldürmemi izlemişti ve kötü olduğumu görmüştü.
Küçük melek.
Korku ve gözyaşlarıyla dolu gözler.
Benden korkuyordu.
Annemin sesini yine kafamda duydum.
"Melekler, Rab İsa'nın armağanıdır."
Ölü Jackrabbit'i düşürdüğümü ya da tüfeği topraktan aldığımı hatırlamıyorum.
"Şeytan, kötü olan küçük çocuklar için gelir."
Tüfeği Lilia'da gördüm ve Rab İsa'nın bir meleğini öldürürsem ne olacağını düşündüm. Bundan daha kötü ne olabilir? Şeytan benim için gelmeli. Sağ? Ve bunun için beni almaya gelmiyorsa, hiçbiri gerçek değil. Başından beri söylediğim gibi. Hepsi numara yapıyor. Hikayeler ... hepsi bu.
Ben kovdum.
Lila çığlık atmayı bıraktı.
Boynundan biraz kan fışkırdı ve ıslak bir çuval gibi yere düştü. Tüfeği tekrar düşürdüm ve ona doğru koştum. Büyük bir deliğin olduğu boynundan parlak kırmızı kan akıyordu. Lila konuşmak istedi ama sesi bir daha asla çalışmayacaktı. Artık anlamsız şeyler veya böcek cıvıltısı yok. Artık ilahiler mırıldanmak yok.
Yanındaki uzun çimenlere indim ve hayatının yere boşalmasını izledim. Gözlerinde ateş gibi bir parıltı vardı. Ve neredeyse kiliseye inanıyordum. Ancak yangın söndü. Melek gibi kanatlanıp uçup gitmedi. Hiçbir melek onu cennete götürmek için aşağı inmedi.
O ... sadece ... öldü.
Gökyüzüne baktım ve sessizce Rab İsa'ya meydan okudum. Gel meleğini al! Kötü olduğum için vur beni! Işığını öldürdüğüm için beni vur! Eğer gerçeksen! Yap!
Ama asla yapmadı.
Anneme ve babama bunun bir kaza olduğunu söyledim. Bunun olmasını istemedim. Lila beni ürküttü ve tüfek yanlışlıkla vuruldu. Bunun olmasını istemiyorum. Yemin ettim. Ama Lila boynundan vuruldu ve onu kanamadan ve ölmekten alıkoymak için yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Çok hızlıydı.
Lila'yı bu sabah gömdük.
Annemi daha önce hiç olmadığı kadar ağlattım. Odasından çıkmayacak. Hala duvarların arkasından ağladığını duyabiliyorum.
Babamın bugün kaç kutu bira içtiğini bilmiyorum ama bu gördüğümden çok daha fazla. Bir süre önce ormana girdi. O kadar iyi yürüyemezdi. Tüfeğini aldı. Nereye gittiğini veya ne zaman döneceğini bilmiyorum.
Beni hala seviyorlar ama benden de nefret ediyorlar. Lila konusunda bana inanıyorlar mı bilmiyorum. Kötü olduğumu bildiklerini düşünüyorum.
Şu an yataktayım ve uyuyamıyorum. Güneş gitti ve odam siyah. Ben hiçbir şey göremiyorum. Lila hafif idiyse, sanırım diğer şey benim.
Karanlık.
Yatağımın altında bir şey hareket ediyor. Sessiz olmaya çalışıyor ama zeminin tahtasını çizdiğini duyabiliyorum. Ne olduğunu bilmiyorum. Ve aşağı inip bakmaya korkuyorum. Belki bir Jackrabbit içeri girmişti. Daha önce hiç olmadı. Belki vardır. Ama bir Jackrabbit'in böyle tısladığını hiç duymadım.
Ya da belki yanılıyorum.
Bakarsam, belki Şeytanın kırmızı gözlerini görebilirim. Yatağımın kenarına çok yaklaşırsam, belki kırmızı eli beni tutup siyah tırnaklarını bana batırır ve beni aşağıya sürükler, orada sonsuza dek bir ateş gölünde yanacağım.
Olabilir.
Yatağın ortasında kıvrılıp dua etmeye başladım. Ve güneş geri gelene ve ışık geri gelene kadar dua etmeye devam edeceğim.
Sadece yanılıyorsam diye.
submitted by GoldenBall44 to u/GoldenBall44 [link] [comments]


2020.09.29 21:24 Juggersl4sh Hiç düşük libidolu bir kız arkadaşınız oldu mu?

Sevgilimi seviyorum çok iyi ve tatlı bir kız ama cinsel olarak bana göre çok zayıf, ben seksi çok seven bir insanım önceki ilişkilerimdeki kız arkadaşlarım da böyleydi seks yapmadığımız gün sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi yeri gelir günde 10'dan fazla yaptığımız olurdu. Bu ilişkim ise yaklaşık 2.5 senedir sürüyor ama sırf onu sevdiğimden katlanıyorum zaten 3-4 haftada bir ilişkiye giriyoruz girdiğimizde de çok sıkıntı yaşıyoruz, vajinismustan şüphelendik ama doktor yok dedi. Kısacası çok isteksiz ve ben aksine her geçen gün daha da doluyorum aldatmaktan korkuyorum artık seks yaparken isteksizliğinden sinirlenmemek için teklif bile etmiyorum tuvalete gidip 31 çekiyorum. Bildiğiniz romantik aşk filmi gibi hayatımız geçiyor tavsiye verirseniz sevinirim. (belki o beni, benim onu sevdiğimden daha fazla seviyordur ve sırf üzülmesin diye ayrılamıyorum ayrıca ailesiyle arasıda çok bozuk benim yüzümden boşluğa düşmesini istemiyorum ama ben de cinsellik açısından çok mutsuzum)
submitted by Juggersl4sh to KGBTR [link] [comments]


2020.09.24 16:31 umutcanq Polat Alemdar

polat alemdar tarih olmaz polat alemdar tarihte olur tarihin üstünde polat alemdar polat alemdar devri başladı polat alemdar ben polat alemdar hissediyorum polat alemdar vermeyeceğim adamdır ben polat abi çok seviyorum murat abi görmeseydim adamdan kurtlar vadisi pusu 74 polat alemdar'ın polat alemdar olmak kolay olmuyor polat alemdar almak onun için polat alemdar devam etti onun için polat alemdar devam etti 13 yıl polat alemdar daveti 13 onu çikolata abi devam ettin kurtlar vadisi pusu on dördüncü yılına girecek trt 1'de on dördüncü yılına görecek on dördüncü yılına gıcıktır polat abi 14 yıllara gıcıktır kola takılan on dördüncü yıllarca çektim kurtlar vadisi pusu trt 1'de devam edecektir artık polat abi nin yeni kanalı trt 1 "
submitted by umutcanq to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.09.22 10:30 ZeytranZiztasion Werewolf Online Anlatıyorum Fakat Biraz Küfürlü

HEY, SEN! EVET, SEN! ARTIK OYUNLARDAN NEDEN HİÇBİR DUYGUYU ALAMADIĞINI SORGULAYAN BİRİSİ MİSİN? ARKADAŞLARINLA OYUNA GİRMEK İSTEDİĞİNDE SATIŞA GETİRDİKLERİNDEN DOLAYI YALNIZ BAŞINA OYNAYAN YIKIĞIN TEKİ MİSİN? ROLE-PLAY YAPMAYI SEVEN AMA TELEFONU SAMSUNG GALAXY J2 VEYA DAHA BERBAT BİR MODEL OLDUĞU İÇİN TOWN OF SALEM İNDİREMEYEN BİRİ MİSİN? OYUNLARDA KANSER OLUP BUNDAN MAZOŞİZM SEVİYESİNDE ZEVK Mİ ALIYORSUNUZ?
O ZAMAN WEREWOLF ONLINE TAM SİZE GÖRE!
BİR SÜRÜ APTAL OROSPU EVLADININ TOPLANDIĞI BU OYUNDA AMACINIZ SİZE VERİLEN RASTGELE BİR ROLLE TAKIMINIZLA BERABER KAZANMAYA ÇALIŞMAK.
TOWN OF SALEME ÇOK BENZEYEN BU OYUNDA OLAN EN TEMEL FARK, KÖTÜ TAKIM MAFYALAR DEĞİL KURT ADAMLAR!
[He birde Fool diye Jester çakması bir tipleme var ama... Neyse.]
AYRICA BU OYUNDA TOWN OF SALEM'İN O 2 SUNUCUYA SAHİP OLMASI GİBİ VAROŞ BİR KITLIK YOK!
BU OYUNDA:
İNGİLTERE, ALMANYA, FRANSA, BREZİLYA, VİETNAM, RUSYA, İSPANYA, HOLLANDA, TİBET, İTALYA, MALEZYA, ROMANYA
VE TABİİKİ DE KANSER OYUNCULARI TEK BİR ALANDA TOPLAYIP BAŞKA YERLERE GİTMEMELERİ İÇİN VÂR OLMUŞ OLAN TÜRKİYE SUNUCUSU!
[Derecelime gelmeyin artık pezevenkler... Oyun keyfimi siktiniz.]
BU OYUNDA DERECELİ GİRMEK İÇİN TAM 100 OYUN KAZANMALISINIZ! EVET! YANLIŞ DUYMADINIZ! TAM 100 OYUN?
KAFAYI YEME SEVİYESİNE RAMAK KALMIŞ BİR RUH HÂLİYLE OYUNLARA GİREREK, DUVARLARI TEKMELEYEREK, YASTIK ISIRIP AĞLAYARAK, TOXİC SEER DIRDIRINA KATLANMAK ZORUNDA KALARAK, KÜFÜR YİYEREK, MAGANDA SİLAHŞÖR KURŞUNUNA KURBAN GİTME KORKUSUNU HER SEFERİNDE YAŞAYARAK, ÇÖPÇATAN ROLÜNÜN SON ANDA KASABAYI SATIP OYUNU KURTLARA KAZANDIRARAK,
YÜZ TANE ZAFER ELDE ETMELİSİNİZ!
PEKİ, BU 100 GALİBİYETİ ALDIK DİYELİM. BU DERECELİ DENİLEN YERE GİRDİĞİMİZDE KAZANCIMIZ NE OLACAK?
Hmm... GÜZEL SORU!
KESİNLİKLE VE KESİNLİKLE NORMAL OYUNLARDAKİ İNSANLARDAN ÇOK ÇOK DAHA APTAL İNSANLARLA OYUN OYNAYIP HER MAÇ SONU 80 LİG PUANI KAYBEDİP PLASTİK LİGİNE YERLEŞMEK!
GAYET GÜZEL BİR KAZANÇ! ÖYLE DEĞİL Mİ?
[Travmatik WWO anıları lütfen sal beni...
Tek günde 816 puan kaybettim. İyi durumda değilim. Yardım edin.]
NEYSE, NE DİYORDUK? BU DERECELİ MAÇLARA GİRMEK İSTEMİYORSANIZ SANDBOX GİBİ MÜTHİŞ Mİ MÜTHİŞ BİR DENEYİMİ TATMANIZI Ş̸̫̣͈͆̓İ̸̖̦̦͈̼̗̗̿̕Ḓ̷̙̞͉́̾͆̇̚Ḑ̵̈́͌E̵̼̫̭͔̘͎͙̒͂̽̒́̄Ṯ̴̜̠̂͗̑̂̆̏̈L̶͕̔̒̄́͠Ȩ̸̠̣͇̻̺̑̆̈́ ÖNERİRİM!
BU SANDBOX DENEN ÇÖPLÜKTE CUPİD DENİLEN BİR İBNE VA-
A, A, AA! ROLLERİ SİZE HENÜZ DEMEYECEĞİM! ÖNCELİKLE OYUNUN MAÇ TÜRLERİNDEN BAHSETMEM LAZIM!
SANDBOX DENİLEN TÜRDE YENİ YENİ ROLLER DENEYİMLİYORUZ! AMA BU MAÇA GELEN TİPLERİN %80'İ KENDİ DİLLERİNİ KONUŞAN VE KENDİ MİLLETİNİ ARAYAN SALAKLARDAN OLUŞUYOR.
ONUN DIŞINDA HIZLI MAÇ DENİLEN ŞEY VAR Kİ CİDDEN HER ŞEY ÇOK HIZLI OLUP BİTİYOR!
[Abi Town don't go afk amk LAN afk kalma Town LAN TOWN AFK KALMA-]
BU KANSER KİŞİLERİN ÇOĞUNU TÜRK VE VİETNAMLI OYUNCULAR OLUŞTURUYOR!
O YÜZDEN MAÇINIZA TOXİC TÜRK VEYA VİETNAMLI GELİRSE ONDAN KURTULMA TAKTİĞİ VERECEĞİM!
EĞER MAÇINIZA VİETNAMLI VEYA TÜRK OLDUĞU BELLİ OLAN TOXİC BİRİSİ GELİRSE YAPMANIZ GEREKEN 2 ŞEY VAR!
  1. YOL: EĞER ROLÜNÜZ SİLAHŞÖR, GARDİYAN, KURT ADAM VEYA HERHANGİ BİR ADAM ÖLDÜRME KABİLİYETİNE SAHİP BİR ROLSE ANINDA TOXİC HERİFİ YOK EDİN.
  2. YOL: EĞER ROLÜNÜZ GÖZCÜ TÜRLERİNDEN HERHANGİ BİRİSİ, DOKTOR, MEDYUM VEYA HERHANGİ BİR ÖNEMLİ ROL DEĞİLSE EĞER ANINDA OYUNU TERK EDİN. VE BONUS YOL:
ÇÖPÇATAN İSENİZ VE BU KİŞİLERİ İLK GECEDEN FARK EDİNCE ANINDA BİRBİRLERİNE AŞIK EDİP KALAN GÜNLERDE ÖLMELERİNİ BEKLEYİN!
[Valla hiç kusura bakmayın kendi milletimden birisi oyuna gelince salak olmama ihtimali %10 oluyor. Alınıp darılmaca olmasın ama böyle.]
VE BU OYUNDA EN SAÇMA OLAN ŞEY OTA BOKA IRKÇI DAMGASI YİYİP KÜFÜRLERE MARUZ KALMANIZ! SADECE BİRİSİNE GERİ CEVAP VERİN VE IRKÇI DAMGASI YİYİN!
HATTA KARŞISINDAKİ BİRİSİ KARAKTERİNİ SİYAHİ YAPTIYSA YARRAĞI YEDİNİZ!
PEKİ BU OYUNDAKİ ROLLER NELER?
BU DA ÇOK GÜZEL SORU!
SİZ ISRAR ETMEDEN HEMEN GEÇELİM!
AMA SADECE KASABA ROLLERİNE GEÇELİM!
Çünkü üşeniyorum ve daha yazacağım bir Among Us ile Town of Salem floodum var.
/KASABA ROLLERİ!\
[Gerçi, oyunda köy diye geçiyor ama... neyse siktir edin.]
BU ROLLERDEN BAZILARINI BEYNİNİZİN HİÇBİR YERİNİ KULLANMADAN KASABA NE DERSE ONU YAPARAK OYNASANIZ BİLE AŞIRI OP!
GÖZCÜ (SEER): BU ROL ÖYLE BASİT BİR ROL Kİ, BU ROLDE KAYBETMEK İÇİN YA ÇOK SALAK BİR TOXİC OLMAK LAZIM YA DA KASABA BEYNİNİ ÇÖPE ATMALI!
EĞER GARDİYAN SİZİ ALIP ROL SORUYORSA VE İNADINA CLAIMLEMİYORSANIZ ÖLMEYİ SONUNA KADAR HAK ETMİŞSİNİZ DEMEK!
AURA GÖZCÜ (AURA SEER): MENTALİST DENİLEN ELEMANDAN BİR TIK ÖNEMLİ, GÖZCÜ DENİLEN KİŞİDEN ON TIK ÖNEMSİZ BİR ROL OLARAK GÖRÜNSENİZ BİLE GÖZCÜ ÖLÜNCE TÜM KASABA BİR ANDA SİZE TAPMAYA BAŞLAYACAK!
MENTALİST (SPIRIT SEER): [Kalp kırmadan ne desem ki şimdi buna? Laps diye Town'un sikinde olmayan bir rol ve bunu seçerseniz direkt oyundan çıkın demek kabalık olur. Neyse, deneriz bir şeyler.]
BU ROL Bİ SİKE YARAMIYOR!
Tamam tamam işe yarıyor ama Town aptal olunca yaramasa daha iyi olur. Bir de çok umursanan bir rol değil yani... Ama Aura ile Seer'ın yokluğunda yine en değerli oluyor. Tabii gözcü çırağı oyunda yoksa.
GÖZCÜ ÇIRAĞI (SEER APPRENTICE): GÖZCÜ MÜ ÖLDÜ? O ZAMAN GÖZCÜ 2.0 SAHALARDA SİZİ BEKLİYOR! MERHABA GİZLİ KOZ!
SİLAHŞÖR (GUNNER): DÜÜÜT DÜÜÜTT AÇ YOLU AÇÇ HADİ ASLAN PARÇASI YOLU AÇ HADİ BAK ENGELLİ BEKLİYO BURDA HADİ DÜÜÜTTT ♿ BAK SİNİRLENDİ ARKADAŞ HADİ YOLU AÇ HADİİ DÜÜÜT DÜÜTT BİİİPP HADİ BE HIZLI OLL DÜÜÜTT BİİİPPP ♿♿ BAK HIZLANDI ENGELLİ KARDEŞİMİZ SERİ KÖZ GETİR SERİ DÜÜÜTT DÜÜÜT DÜÜÜÜTTTTT BİİİİPPP BİİİİİPPP DÜÜÜTTT ♿♿♿♿ BAK ARTIYO SAYILARI AÇTIN MI YOLU AÇMADIN PÜÜÜÜ REZİİİLL DÜÜÜÜTTT ♿♿♿♿♿♿ BAK KALABALIKLASTI BAK DELI GELIYOR DELIRDI DELI AC YOLU DUTDUTDURURURUDUTTT♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿KAFAYI YEDI BUNLAR AC LAAAAN YOLU
GARDİYAN (JAILER): Lan bana mı öyle geliyor yoksa bu rol Town of Salem'de Jailor olarak geçmiyor muydu? Jailer-Jailor ne fark var ki?
He doğru, Jailor town vurunca tüm mermileri kaybediyor ve 3 vuruş hakkı var ama Jailer tek vuruş hakkına sahip.
Bu rol güzel de hani eehh... Seer rollerini daha çok seviyorum.
Geveze (LoudhMouth): Kapat sil oyunu çekemem senin Gözcüymüş gibi aldığın tavırları.
Bu rolü alınca lütfen Seer havalarına girmeyin aq sadece şüphe ettiğiniz kişiye tıklayın bak deli etmeyin insanları evinizi bulup ateşe veririz.
Köylü (Villager): İşinde gücünde olan sıradan bir köylüyüz.
Doktor (Doctor): A.K.A Seer'ın muhtaç olduğu ilk kişi.
Koruma (Bodyguard): A.K.A Aura Seer'ın muhtaç olduğu ilk kişi.
Sert Adam: (ToughGuy): Buna da Mentalist ihtiyaç duyuyor çünkü onu koruyacak delikanlı bir tip tek bu var.
Kırmızılı Hanım (Namuslu Orospu): Town of Salem'de ki Escort mantığı fakat rol engelleyemiyor sadece eğer kötü birine gittiğimizde pat diye ölüyoruz.
İmam (Priest): Tüm köyü alıp Bayram namazı kılıyorsunuz.
Şakayı bir köşeye atarsak eğer, birisine Zemzem suyu atıyoruz. O kişi kurtsa Allah onu helak ediyor ama değilse Allah seni Zemzem suyunu boşa kullandığın için helak ediyor.
Nişancı (Marksman): Bunda Gunner gibi savsaklık yapmak= canınla ödemek
Medyum (Medium): Ölülerle konuşup afk kalmamış bir oyuncuyu diriltebilen çok önemli bir rol. İlk gün öldüğünde genelde tüm Kasaba gerginliğe boğulur.
Dedektif (Detective): Bak kardeşim, şu insanla diğerini seç bak = çıkıyor mu? Çıkıyorsa aynı takımdalar. ≠ mı çıkıyor? O zaman Fool asalım.
Şerif (Sheriff):
Ayrıca bakınız: Town of Salem Lookout.
Mantık neredeyse aynı. Bir kişiyi seçiyorsunuz fakat Lookout ona gelen herkesi gösteriyor ama Şerif sadece 2 kişi gösteriyor.
Belediye Başkanı (Vergi Almayan Tek Başkan): Başkanlığı belli et ve hobaaa tüm oyların 2 katı olsun.
Cadı (Witch): Bu rolü ilk kez oynadığımda aşırı afallamıştım. Çünkü ToS'da Witch farklı burada farklı ya, o yüzden.
Aga bi iksirimiz var işte biri koruyan diğeri can alan. Koruyanı Gözcüye at can alanı git random shooting yap Doctor'a denk gelsin de tüm Town yok etsin seni.
Birazcık riskli bir rol... Ngl.
Demirci (Forger): Bak abim bu kalkan 30 lira ama 3 gün daha beklersen 90 liraya kaliteli bir kılıç yaparım sana gider Doctor kesersin. Ne dersin?
İntikamcı (Avenger):
+12 Junior Ww onu vurun! -Dene bakalım...
Gunner Avenger'ı vurur ve Avenger Mentalist'i öldürür
Canavar Avcısı (Beast Hunter): I'm Beast Hunter and selected myself.
Barışsever (Pacifist): AGA EĞER İLK GÜN ELİNİZDE 0 BİLGİ VARSA RANDOM REVEAL YAPIN BAK SK BULDUĞUMUZ AN YAPMAYIN ANANIZI SİKİCEM YETER LAN YETER.
Çiçek çocuk (Flower child): Fool'un korkulu rüyası.
Falcı (Fortune Teller): 9 ve 12'ye kart verdim kartları gösterin yoksa boğazınıza basarım.
Bari 3. günde falan baskı uygula be adam.
Huysuz Nine (Grumpy Grandma): Sebepsiz yere Seer susturur. Bulunduğu yerde katledilmesi şart diğer rol.
Çöpçatan (Cupid): Benim çiftim Kurt adam ve Seri katil fakat Town onları öldürdü Townu sikiyim hepinizi sikiyim ben oyunu satıyorum bb Kurtlar seer'ı öldürün.
Orospu evladı seni.
Başkan (President): Risk ve ödül sistemi fakat ödül yok.
BU GÜNLÜK OYUN TANITIMI BU KADAR DİĞERİNDE GÖRÜŞMEK ÜZERE!
submitted by ZeytranZiztasion to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.09.05 23:39 Sivrisyrek Erol 19 erol flood

Polat Alemdar tarih olmaz Polat Alemdar tarihte olur tarihin üstünde Polat Alemdar Polat Alemdar Devri başladı Polat Alemdar Ben Polat Alemdar hissediyorum Polat Alemdar vermeyeceğim adamdır Ben Polat abi çok seviyorum Murat abi Görmeseydim adamdan Kurtlar Vadisi Pusu 74 Polat Alemdar'ın Polat Alemdar olmak kolay olmuyor Polat Alemdar almak Onun için Polat Alemdar devam etti Onun için Polat Alemdar devam etti 13 yıl Polat Alemdar daveti 13 onu çikolata abi devam ettin Kurtlar Vadisi Pusu on dördüncü yılına girecek TRT 1'de on dördüncü yılına görecek on dördüncü yılına gıcıktır Polat abi 14 yıllara gıcıktır kola takılan on dördüncü yıllarca çektim Kurtlar Vadisi Pusu TRT 1'de devam edecektir artık Polat abi nin yeni kanalı TRT 1 👍👍👍👍👍👍👍💗💗💗💗😇😇😇😍😍😍😇😇😇💗💗💗💗🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳🇨🇳👍💗👍💗👍💗💗👍👍👍👍👍👍👍👍👍👍
submitted by Sivrisyrek to KGBTR [link] [comments]


2020.08.30 16:43 _hinata- Sevgilerle ben...

Selam. Ben Irmak. Buralarda çok aktif değilim ama bunu okuyorsanız bir bildiğiniz vardır.
Bütün insanları seviyorum- katillerin amaçlarını sevmiyorum ama - herkesin çok değerli olduğuna inanıyorum.
Zevklerim arasında insanlar da var. Onbinlerce kişi tanıdım ve kanıtlara dayanarak söyleyebilirim ki insanlar harikalar
Kimsenin üzülmesini istemiyorum.
Hayat bunun için uzun zamandır yeteri kadar uzun değil.
İzmirliyim ve annesi öğretmen babası müdür olan bir kız şeklinde dünyaya geldim. Tayin işlerinden dolayı ankarada yaşıyorum ve bu şehri seviyorum. Fevkalade insanlarla tanıştım bu türkiyenin küçük ülkesinde
Arkadaşlarım çok pozitif olduğumu söylüyor ama bence oğlak burcu olan bir normalim.
Bâtıl inançlarım var ne zaman kahve içsem istemeden fâlıma baktırıyorum
Ölümden korkuyorum. Hayır ölümden çok fazla korkuyorum. Yaşamak çok güzel çünkü. Hatta bu yüzden az uyumaya çalışıyorum uyurken bir şeyler kaçırabiliriz.
Hayatı eğlence için yaşayan biriyim. Neredeyse her şeyden eğleniyorum ancak arkadaşlar~ aile ~ kitaplar~ filmler ~ müzikler ~ deniz ~ evcil hayvanlar ve hepsini sayabilseydim birkaç saate daha ihtiyacım olacak şeyler daha ayrı bir eğlenceli geliyor
Çok fazla yemek ayırt ediyorum. Etmeden de edemiyorum
Küfürü hiç sevmem ve kullanmam. Duygularımızı belirtmek için daha yaratıcı şeylere ihtiyacımız var. Umarım buluruz. Bulan kişiye bağırarak içimden bol şanslar diliyorum
Bazen çok fazla dolaylı yoldan ve devrik konuşurum. Buna alıştım değişmekde artık benim için pek olasıymış gibi durmuyor. Eğer beni bir yorumda gördüyseniz bilinki onu o anlamda yazmamışımdır
Ayrıca sizi üzdüysem de bunu istemeden yaptığım şeyler listesine ekliyelim lütfen. Ve özürlerimi kabul edin
Onun dışında burada tanıştığım hoş insanlar var ancak yazma gereği hissetmiyorum. Tanımadıklarımı da seviyorum çünkü. İnsanlar güzel şey sevilirler.
Kısaca sizi seviyorum
Mutlu ve çok eğlenceli günlerr
submitted by _hinata- to u/_hinata- [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.28 04:21 akaskop Olm üniversiteye basliyorum da

Anksiyete mi kickliyor ya da yalniz kalcagimdan mi korkuyorum bilmiyorum aq uzun zamandır instagram veya twitter kurmayan kullanmayan biriyim üni hakkında bilgi alip bölümümdekilere ulaşmak için kurdum ama sosyal medyadan nefret ediyorum ve benimle ayni düşünmeyen insan sayısı çok fazla olduğu için boş bir sebepten dolayı dislanacak miyim aq hiç kimse gerçek değil hiç birşey gerçek değil medyada kendimin kandirilip beynimin yikanmasından hoşlanmiyorum amk onu bunu seviyorum öyle böyle sözler yaziyorum şöyle kitaplar okuyorum şöyle güzelim şöyle yakışıklıyım şöyle bir insanim bak bunlari seviyorum bana ilgi gösterin beni sevin bak ben izmirliyim bak 18 yasindayim bak su bölümde okuyorum bak surda şu fotoda oylesine güldüm bak bunu yiyorum bak bugün bu kizi siktim bak bu benim sevgilim bak bu benim 5 yil once cekildigim fotograf bak bu sadece burasi için hazirlandigim fotograf bak ben sadece bu sayfada yaşıyorum bak bana yazan kimseye yazmiyorum ve asla gerçek arkadaşlarım olmuyo asla gerçekten sevdigim konu da muhabbet ettigim bir arkadasim yok bak ananin amindayim BAK AZGİNİM BAK OROSPUCOCUYCUDHUDRJDMNDNDNFNFNF BTİTKTKKMTİMMMM BİKTİMMMMMMMMMMMAMmmmMM AAAAAAAAAASAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
submitted by akaskop to KGBTR [link] [comments]


2020.08.25 15:27 ALLAHSIZBRUH31 BRUJ MOMENT ÖYLE BİR ANDIR Kİ... 😳😳😳😳😳

Beyler 8.sınıftayız ilk günü okulun ben okula söverek geliyorum gene herzamanki gibi girdim sınıfa geçtim arkaya oturuyorum bizimkilerle taşşak muhabbeti yapıyoruz işte sonra bu kız geldi ben tanımıyorum tabi oturdu ön sıralara erkekler bakıyor buna of kanka şuna bak felan diye benimde ilgimi çekti kız şimdi Allah var tombul göt tombul memeSonra hoca girdi sınıfa tanışma faslı felan herkez tanıtıyor gene sonra sıra buna geldi adım elif 15 yaşındayım ankaralıyım şu şu okuldan geliyorum diye başladı tanıtmaya kendini porno izler gibi kızı izliyorum ve dinliyorum sonra işte beyler zil çaldı bizim erkekler dışarı çıktı futbol oynuyak felandiye çağırdılar ben gitmedim kızla sınıfa tekiz oturuyoruz böyle gittim yanına selam dedim oda selam dedi adım sidar tanışalımmı felan dedim sınıfa başkalık çekmesin diye tanıştık işte konuşuyoruz felan zil çaldı derse girdik bu sefer kız önüme oturdu ben de ergenlik tabi sikim kalktı amk bunun ayaklarıyla oynuyorum saçını felan çekiyorum küçüğüz o aralar tabi bunlar anca aq Ondan sonra beyler numarasını istedim kız vermedi bende ümidi kestim kız beni sevmedi beğenmedi uğraşmıyım felan diye sonra işte bizim sınıfın arabulcusu orospu şeyma var herkesin numarasını aldı sınıfın wp grubunu kuralım diye konuştu işte verdi herkez elifde dahil beyler o aradaki olayları geçiyorum bi sik olmadı erkeklerle maç yaptık derste kızı izledim felan işte akşam oldu okul bitti eve gittik ben telefon elimde bekliyorum şu grup açılsada kızın numarasını alıp özelden yazsam diye saatler geçmiyodu amk sonra işte 8 gibi şeyma açtı wp grubunu aldım kızın numarasını bi heyecan yazdım özelden selam ben sidar diyevermedimki dedi wp grubundan aldım dedim oda off felan yaptı ondan sonra mesaj atmadımYARIN OLDU BEYLER İŞTE OKULA GİDİYORUZ YAŞ 13 TABİ QWe:wqe:q NEYSE GİTTİK OKULA DERSLER BOŞ İLK HAFTA DİYE BİZ ARKAYA GEÇTİK KARI KIZ SEKS MUHABBETİ YAPIYORUZ İŞTE KIS KIS GÜLÜYORUZ FELAN HERKESİN ÇAVUŞ UÇUŞA GEÇTİ İNDİRMEYE ÇALIŞIYORUZ O AN HOCA DEDİKİ SİDAR KALK TAHTAYA OYUN OYNUYACAZ BİZİM BEBELER GÜLDÜ İŞTE BENDE ÇAVUŞU SOLA YATIRMAYA ÇALIŞIYORUM KALKTIK İŞTE TAHTAYA SESSİZ SİNEMA OYNUYORUZ HOCA KULAĞIMA AŞK LI Bİ FİLM SÖYLEDİ BEN DE TAMAMHOCAM DEDİM TABİ ERGENİZ HAVA YAPACAZ DİYE İLK KELİME Yİ İŞARET ETTİM KIZI GÖSTERDİM BİZİM NURİ VAR ARKADAN BAĞIRDI CONİİİİİİİ DİYE O AN YERİN DİBİNE GÖÇTÜM KIZLADA OLAYA GEÇEMEDEN ZATEN SOĞUKTU ŞİMDİ DAHADA SOĞUK OLACAK DİYE İÇİM İÇİMİ YEDİ YARRAĞI YEDİK DERKEN OROSPU ŞEYMA AŞK DEDİ HEYCANLANDIM O AN SONRA DOĞRU DEDİM KIZDA FİLMİ BİLDİ GEÇTİM YERİME OTURDUM KIZ GÜLDÜ BANA BENİM GENE SİKİM KALKTI AMK Qw:eq:eQ EYSE BEYLER İŞTE BUNLA 1 AY KANKA MUHABBETİ FELAN YAPTIK OKULDA KIZLARDAN ÇOK BENLE TAKILMAYA BAŞLADI KIZ BENDE SEVMEYE BAŞLADIM AMA HALA ÇAVUŞ KALKIYODU GENEDE İŞTE BEYLER 1-2 AY GEÇTİ DERKEN BEN BUNA AÇILMAYA KARAR VERDİM AMA ÖYLE WHATSAPPDAN DEĞİL ÇİÇEK LE FELAN ROMANTİK OLSUN HEMDE HAYIR DİYEMESİN DİYE GİTTİM 3-4 TANE GÜL ALDIM GÜNLÜK HARÇLIĞIMDAN AMK ÇANTAYA ÖZENLE KOYDUM KIRILMASIN DİYE ÖĞLE TENEFÜSÜ OLDU HERKES YEMEĞE GİTTİ BUDA GİDİYODU BİBEKLERMİSİN BİŞEY DİYİCEM DE DEDİM ARKAYA GİTTİM ÇIKARDIM GÜLLERİ GİTTİM ÖNÜNE ELİF SANA İLK GÜNDEN BERİ YOĞUN DUYGULAR HİSSEDİYORUM ARTIK BENİ KANKAN DEĞİLDE SEVGİLİN OLARAK GÖRÜRMÜSÜN DEDİ KIZIN GÖZLERİ PARLADI AMA SİDAR BEN SENİ ARKADAŞ OLARAK GÖRÜYORUM DEDİ O AN YIKILDIM BEYLER KABUL ETMEMESİ DEĞİL GÜLE VERDİĞİM PARA KOYDU AKŞAM GİTTİM EVE AHMET KAYA DİNLEDİM ACIKLI ŞARKILAR FELAN DERKEN BAYA DEPRESYONA GİRDİM SONRA BİZİM OROSPU ŞEYMADAN YARDIM İSTEDİM OLAYI ANLATTIM ŞEYMA DEDİKİ BUNLARI BANA YAPSAN SANA VERMİŞTİM FELAN DİYE YOK SAĞOL DEDİM ONDAN SONRA ŞEYMA KIZLA KONUŞMUŞ İŞTE YARIN OLDU OKULA GELDİM KIZ GELDİ YANIMA DÜN İÇİN ÖZÜR DİLERİM KAFAM ÇOK KARIŞIKTI FELAN DEDİ EĞER TEKLİFİN HALA GEÇERLİYSE SANA SARILABİLİRMİYİM DEDİ BENDE ERKEKLİK GURURU ÖNCE HAYIR DİYESİM GELDİ AMA SONRA BU FIRSAT KAÇMAZ SİDAR DİYE EVET DEDİM SARILDIK SEVGİLİ OLDUK BEYLER O GÜN ÇOK GÜZELDİ HEP ELE ELE TUTUŞTUK GEZDİK FELAN SINIFADA AÇIKLADIK BAYA YAKIŞIYODUK DA KIZLA ESMER BEYAZ TENLİ BOMBA GİBİYDİ SONRAGİTTİM OROSPU ŞEYMAYA SORDUM NAPTINDA KIZ KABUL ETTİ FELAN DİYE ŞEYMA ANLATMAYA BAŞLADI FELAN O AN DEDİMKİ BUNU DAHA GÜZEL KIZLARA ANLATSAYDIN KEŞKE FELAN DEDİM BUDA ELİFE SÖYLERİM PEZEVENK FELAN DİYE TEHDİT ETDİ AMA SÖYLEMEDİ OROSPU İŞTE SİZİN SINIFDADA VARDIR BÖYLELERİ ONDAN SONRA BEYLER ELİF GELDİ SARILDIK ÖPEBİLİRMİYİM DEDİ İLK GÜNDENMİ OLMAZ DEDİ BENDE ISRAR ETTİM YANAĞINDA Bİ BUSE KONDURDUM O ARA BENİM ÇAVUŞTA BUNUN BACAĞINI ÖPTÜ AMK QWe:wq NEYSE İŞTE AKŞAM OLDU BUNUN NUMARASINI HAYATIM DİYE KAYDETTİM SS ÇEKİP BUNA YOLLADIM ERİDİ BİTTİ KIZ ODA BENİMKİNİ ERKEĞİM YAPMIŞ İKİ ÜÇ TANEDE FOTO YOLLADI AŞIKOLDUĞUMU O AN ANLADIM KIZA ARTIK AKLIMDA ONU SİKMEYE DAİR Bİ HİS YOKTU AMA BENİM ÇAVUŞ HALA O BACAĞA DEĞMENİN ETKİSİYLE KALKIKTI BEYLER ELİFLE 1 AY GEÇTİ 2 AY GEÇTİ 3 AY GEÇTİ DERKEN 4. AYIMIZIDA DOLDURDUK BUNUNLA HER GÜNÜM MUTLUYDU TAAKİ ELİF 7. SINIFLARDAN AHMET DİYE Bİ OROSPU COCUĞUYLA KONUŞANA KADAR O GÜN ÇOK SİNİRLENMİŞTİM ELİFEDE İLK KEZ TARTIŞMIŞTIM ONA BAYA KÖTÜ LAFLAR SARFETMİŞTİM HİÇ DE BİLİNCİNDE DEĞİLDİM O GECE AYRILDIK BEYLER 4 AYIM O GÜN BİTTİ FAKAT BENİM SEVGİM BİTMEDİ AHMET DENEN 1.50 BOYUNDAKİ OROSPU COCUGUNADA NEFRETİM BAŞLADI O GÜNDEN SONRA ELİFE ASLA MESAJ ATMAIM BEYLER HER GÜNÜM SİGARAYLA VE AĞLAMAKLA GEÇTİ HEP AHMET KAYA MELANKO DİNLEDİM KENDİMİ HARAP ETTİM AMA ASLA SEVMEKTEN VAZGEÇMEDİM BEYLER 1 AY DAHA BÖYLE SİKİMSONİK GEÇTİ DERKEN BUNUNLA 5. AY OLDU AMA AYRIYDIK FAKAT HALA SEVİYORDUM 2-3 DAL ÇİÇEK ALIP MASASINA BIRAKTIM NOTDA YAZDIM 5. AYIMIZ KUTLU OLSUN DİYE KIZ SINIFA GİRDİ BENARKADA UYUYORUM ÇİÇEĞİ ÇÖPE ATMIŞ NOTUDA AHMETE GÖTÜRMÜŞ AHMET GELDİ UYKUDAN UYANDIRDI NOLUYOR AMINA KOYİM DEMEDEN BUNE LAN İT DEDİ BANA 150 BOYUYLA K KISA OROSPU COCUGU UYKULUYUM ÖNÜME BAKIYOM GÖREMİYOM RÜYA DEDİM HERALDE AŞŞAĞIDAN TUTTU BENİ BAKSANA LAN PİÇ DİYE BAĞIRIYO BÜTÜN SINIF BİZİ İZLİYO İŞTE DEDİM SEN KİMSİN YARRAĞIM DİYE ELİFİN SEVGİLİSİYİM DEDİ O AN BİR KERE DAHA PARÇALANDIM BEYLER O GÜN AŞKIN ACI YANINIDA TATTIM AMA AHMETİN ANASINI SİKTİM AHMETİ DÖVDÜKTEN SONRA MÜDÜRÜN ODASINA GİTTİK BEYLER BUNUN BURNU KANAMIŞ SAÇ BAŞ DAĞILMIŞ Bİ ŞEKİLDE DUYGU SÖMRÜSÜYLE MÜDÜRE ANLATIYOR SONRA MÜDÜR BANA SÖZ HAKKI VERDİ BÖYLE BÖYLE ANLATTIM SONRA AHMET ÇIK DIŞARI DEDİ BENDE İÇİMDENAHMETE SÖVÜYORUM MÜDÜR DEDİKİ EVLADIM SENİ TANIRIM İYİ ÇOCUKSUN AMA BUNE LAN DEDİ YAPIŞTIRDI TOKADI CANIM ÇOK YANDI O MÜDÜRÜNDE ADI MUSTAFAYDI ONUNDA AMIAN KOYAYIM AFKJAKFJ SONRA İŞTE YANAĞIM KIPKIRMIZI GÖZLERİM KIRMIZI Bİ ŞEKİLDE SINIFA GİRDİM ELİFE SİNİRLİ BAKIŞLAR ATIYORUM BİZİM ÇOCUKLAR GELDİ YANIMA SORUN ETME SİDAR BİDAHA SİKERİZ FELAN DİYE O AN MUTLU OLDDUM AMA HALA ELİFİN AHMETLE ÇIKMASI İMKANSIZDI BUNU BANA YAPAMAZDI 4 AY BİZ ONLA ÇOK GÜZEL ŞEYLER YAŞAMIŞTIK SONRA İŞTE BEYLER AKŞAM OLDU BEN EVE GİTTİM AĞLIYORUM GENE AHMET KAYA FELAN HEP YARIN OLDU OKULA GİDERKEN AHMET VE YANINDA 3 TANE BEBE İRİ YARI BÖYLE KORKTUM BAŞTA SONRADA İŞTE DEDİKİ SENMİYDİN LAN BURNUMU KANATAN DİYE DEDİM NEVRİM DÖNDÜ OROSPU COCUGU DİYE ATLADIM ÇOCUĞUN ÜSTÜNE AMA O 3 KİŞİ BELAMI SİKTİ OKULA YARRAK GİBİ GİTTİM TUVALETTE ÜSTÜMÜ FELAN TEMİZLEDİM SINIFA GİRDİM ELİF YOKTU SINIFDA SORDUM HOCAYA FELAN YAN SINIFA GEÇTİ DEDİLER O AN GENE BEYNİMDEN VURULMUŞA DÖNDÜM VE ARKAYA GİDİP BÖYLE HAYATIN KADERİN DİYE SÖVMEYE BAŞLADIM ZİL ÇALDI YAN SINIFA GİTTİM ELİF KIZLARLA OTURUYO YANINA GİTMEYE ÇALIŞIRKEN AHMET KOŞTU BENİ İTTİ SINIFA GİRDİ OROSPU COCUGU KÜÇÜCÜK BİŞEY TUTAMIYONDA ZATEN DEVAM EDİYORUM BEYLER ----------- BU AHMET ELİFLE ÇOK SAMİMİ OLMAYA BAŞLADI BENİMDE ŞARTELLER ATMAYA BAŞLADI Bİ YOLUNU BULUP AYIRMAK İÇİN UĞRAŞICAM DERKEN GÜN GELDİ ÇATTI BUNLAR AYRILDI SEBEPLERİDE AHMET ÇOK SOĞUKMUŞ ONDAN SONRA BEYLER BEN GENE ŞEYMAYA DEDİM BİDAHA ARAMIZI YAP DİYE ODA BENİ SİKER ŞAKA LAN ŞAKA NEYSE İŞTE ŞEYMA OLUR KANKA DEDİ BİZİM ARAMIZI 2 HAFTA YAPMAYA ÇALIŞTI AMA ELİF KABUL ETMEDİ VE NASUH DİYE BAŞKA BİR GAVATLA ÇIKMAYA BAŞLADI BU VELETDDE 150 İDİ BENİ SE 170 AMK KÜÇÜKLERDEN Mİ HOŞLANIYO DİYE DÜŞÜNMEYE BAŞLAMADIMDA DEĞİL NEYSE İŞTE BEYLER BUNLAR ÇIKMAYA BAŞLADI ONDAN SONRA BENDE BAŞKAKIZLAR ARAMAYA BAŞLADIM AMA HALA ELİF KALBİMDE VE AKLIMDAYDI YAPAMADIM O NASUHLA KONUŞURKEN BEN EVDE AĞLAYARAK 31 ÇEKİYODUM ÇOK ÜZÜLÜYODUM AMA YIKILMAMIŞTIM BU ELİF YENİDEN BENİM OLACAK DİYORUM GÜN GELDİ ÇATTI İLK DÖNEM BİTTİ 15 TATİLİN 2. GÜNÜ SINIFÇA TOPLANALIM DİYE ŞEYMA ETKİNLİK AYARLADI HERKEZ GELİCEM DEDİ ELİF GELEMEME NASUHLA BULUŞCAM DEDİ BEN GENE ÇOK ÜZÜLDÜM AMK SONRA YOĞUN ISRARLARLA GELDİ OTURDUK Bİ PARKTA 18 KİŞİYİZ AQ NASI SIĞDYISAK BİZİMKİLER SÜRPRİZ YAPMIŞ ELİF SİDARI AFFET DİYE BAĞIRIYO HEPSİ DEDİM SUSUN AMINA KOYİM BENİM ONU AFFETMEM LAZIM DER DEMEZ TOKADI YEDİM VE KIZ GİTTİ GALİBA NASUHA SİKTİRMEYE GİTTİ AQ O GÜNDEN SONRA ASLA YÜZÜNE BAKAMADIM BEYLER BAKAMAZDIMDA O TOKATTAN SONRA ELİ ÇOK AĞIRDI ACISINI HİSSETTİM GENEDE NEYSE İŞTE 1,5 AY GEÇTİ BEN HALA SEVİYORUM NASI Bİ MALLIKSA BU SEFER SON KEZ DENİYİCEM DEDİM VE BU SEFER 2 DEMET GÜL ALDIM AMK NOTYAZDIM ÇİKOLATA DOLDURDUM Bİ KUTUYA HEPSİNİ DOLABINA KOYDUM ALTINADA SENİ ÇOK SEVEN BİR KİŞİ YAZDIM ONDAN SONRA BEYLER BEN GENE UYUYORUM HERZAMANKİ GİBİ BU DOLABINA GİTTİ BAKTI KAHKAHA SESLERİ FELAN GELİYOR UYNADIM ELİF ÇOK MUTLU FELAN SONRA ŞEYMA BANA BAKTI GÜLDÜ ELİFE SORDULAR KİM DİYE BENİ ÇOK SEVEN BİR KİŞİ DİYE YAZMIŞL DEDİ O AN GÜLDÜM BANA SARILACAK SANDIM ACABA KİM DİYE YARIM SAAT DEDİKODU YAPTILAR SONUNDA ŞEYMA BAĞIRDI SİDAR LAN AMINA KODUMUN KIZI SİDAR DİYE ELİF Bİ UTANDI SONRA ÖZÜR DİLERİM DİYE SARILDI ÖPTÜ BENİM ÇAVUŞ GENE BACAĞINA SÜRTTÜ AKŞAM EVE GİTTİM WP DEN GENE ESKİ GÜNLERE DÖNDÜK ÇOK MUTLUYDUM AMA Bİ KIRGINLIK VARDI İÇİMDE BEYLER HİSSEDİYORDUM TAA Kİ 1 AY GEÇİNCE OKUL ÇIKIŞI ELİFİN ÇIKTIĞI VARMIŞ BEYLER DİYE KONUŞUYO YAN SINIF NASUH DEDİLER YIKILDIM LAN O AN İKİMİZİDE AYNI ANDA YÜRÜTMÜŞTÜ OROSPU EVE AĞLAYARAK GİTTİM AMK DUVARLARA YUMRUKLAR ATTIM KENDİMİ HARAP ETTİM VEAĞLIYARAK 31 ÇEKTİM .. AMA BU SEFER KENDİMİ TOPARLIYADAM NE DERSLERDE İYİYİDİM NEDE HAYATTA PARAMPARÇA OLMUŞTUM EYSE İŞTE BEYLER BEN İNTİKAM ALICAKTIM O ANDAN İTİBAREN BENDEKİ AŞK YERİNİ KİNE DEVRETMİŞTİ ELİFİ ELDE ETİP ONU ASLA MUTLU ETMİYİCEKTİM HAYATINI SİKİCEKTİM ONDAN SONRA BEYLER 2 SINIF TOPLANIP PİKNİĞE GİTTİK ANKARADA MOGAN GÖLÜNE BİLENLER VARIDIR ORAYI İŞTE MANGAL YAPIYORUZ ONDAN SONRA ŞEYMA OROSPUSU AZDI HERALDE SU SAVAŞI YAPALIM DEDİ Bİ ANDA HERKEZ ORTALIĞIN AMINA KOYDU BENDE BIRAKTIM MANGALI SU SAVAŞI İÇİN SU DOLDURMAYA GİTTİM ELİFLE NASUH YİYİŞİYORDU ORDA AMK KOVA VAR ELİMDE KAFALARINA FIRLATTIM SİNİRDEN SONRA İŞTE SU SAVAŞI DEVAM EDİYO BENDEOTURUYORUM MİLLETİN BİRİBİRİNİ ISLATMALARINI İZLİYORUM KIZLARIN MEMELERİNE BAKIYORUM BELLİ HERYER SU OLUNCA ONDAN SONRA BEYLER KIZLAR ÜSTLERİNİ DEĞİŞTİRMEYE GİTTİ ELİFLE NASUH HALA YİYİŞİYO AMK Bİ BİTİREMEDİLER BENDE KOVAYI ALMAYA GİTTİM YETER LAN OROSPU COCUGU DEDİM İÇİMDEN KOVAYA SU DOLDURUP GİTTİM ELİFİN BÜTÜN EŞYALARINI ISLATTIM IP ISLAK EVİNE GİTTİ KIZ HASTA OLMUŞ SONRA BEYLER NASUHLA AYRILMIŞLAR FIRSAT BU FIRSAT DEDİM TÜM GÜCÜMLE YAVŞADIM ELİFE ÇIKMAYA YENİDEN BAŞLADIK O ÇOK MUTLUYDU BEN İSE SADECE SİKMEYE ODAKLANMIŞTIM MEME İSTİYODUM AM İSTİYODUM ATMIYODU DEKOLTELİ FOTOLAR ATTI BU SEFER GÜLEREK 31 ÇEKTİM ONDAN SONRA BUNU EVİNE BIRAKMAYA GİTTİM YÜRÜYORUZ BUNU ÇEKTİM KÖŞEYE BOYNUNU ÖPMEYE BAŞLADIM ONDAN SONRADUDAĞINI ÖPMEYE BAŞLADIM BENİM ÇAVUŞDA AŞŞAĞIDAN BACAĞINNI ÖPÜYODU ELİF DUR DİYODU AMA DURAMIYORDUM ÇÜNKÜ AZMIŞTIM AMK KIZI NASI DURAYIM ONDAN SONRA BEYLER 10 DAKKA BÖYLE YİYİŞTİK SONRA EVİNE BIRAKTIM SONRA EVİME GİTTİM AKŞAM WPDEN YAZDIM GÜZELMİYDİ FELAN DİYE BAŞLARDA KÖTÜ HİSSETTİM AMA ÇOK GÜZELDİ DEDİ O AN DEDİMKİ AHA SİDAR BU KIZI SİKMEN İÇİN SON ŞANSIN YAP BUNU SİK BUNU BAŞARACAKSIN DİYE KENDİ KENDİME SÖYLENDİM GECEDE UYURKEN O ANI DÜŞÜNÜP 31 ÇEKTİM ... SEKS SİKİŞ POMPA YARRAK AMA GİRME SAHNESİ ------------------------ BEYLER ŞEYMA BEN ELİF BULUŞTUK ŞEYMA EVİNE DAVET ETTİ GİTTİK AMA ŞEYMA EVİNE ALMADI BENDE ELİFLE 2 DAKKALIĞINA ÖPÜŞTÜM FAKAT BANA YETMEMİŞTİ DEDİMKİ ELİFE ASANSÖRE KADAR GELİRMİSİN GELDİO AN ONUN BOYNUNDA BAŞLADIM ÖPMEYE DUDAĞINA KADAR ÇILDIRMIŞ Bİ ŞEKİLDE ÖPÜYORUM ELLERİM GÖTÜNÜ MINCIKLIYOR ASANSÖRLE 14-15 KEZ İN ÇIK YAPTIK BUNUN İÇİN İKİMİZDE AZDIK BU BOYNUMU EMİYOR BENDE ZEVKTEN ÇILDIRIYORUM ŞEYMAYA DEDİMKİ ELİFLE 5 DAKKA İZİN VERİRMİSİN DİYE GİRDİM EVİNE SOKTUM ELİFİ ŞEYMANIN ODASINA KİTLEDİM KAPIYI YATIRDIM YATAĞA ÖPMEYE BAŞLADIK SOYDUM BUNU BAŞTA ZORLASADA BENİ KIZI HÜKMETMEYİ BAŞARDIM GÖBEĞİNİ YALADIM ÖPTÜM SONRA YUKARIYA DOĞRU ÖPEREK ÇIKTIM DUDAĞINI ISIRDIM EMDİM ONDAN SONRA PANTALONUNU ÇIKARDIM ODA BENİM PANTALONUMU ÇIKARDIM BOXERIN İÇİNDE YARRAĞIM ZOR DURUYOR PATLIYACAK BOXER SONRA BUNUN ÜSTÜNE ÇIKTIMHAZIRMISIN DEDİM EVVET DEDİ VE YALAMAYA BAŞLADIM GÖBEĞİNİ ONDAN SONRA AŞŞAĞIYA İNDİM ORAYIDA YALADIM AZMIŞTI BELLİ TUZLU Bİ TAT VARDI AMINDA YALADIM YALADIM DOYAMADIM SONRA YETERR GELİYORUM DEDİ BEKLE AZCIK DEDİM AĞZINA VERDİM BUNUN SANKİ 40 YILLIK SAKSOCU GİBİ SAKSO ÇEKİYO DİŞLERİNİ DEĞDİRMİYOR BEYLER İNANAMAZSINIZ HARİKA BİŞEYDİ ONDAN SONRA ASIL KISMA GELDİK İLK KEZ İÇİNE GİRİCEKTİM BAŞKA SADECE KAFASI GİRSEDE İYİCE SOKTUM KAN GELDİ BAKTI KORKTU SONRA DEDİMKİ BİTİNCE TEMİZLERİZ DİYE DUDAĞINA YAPIŞTIM ÖPTÜM GÜLDÜ ONDAN SONRA GİTGELLERLE 5-10 DAKKA SİKTİM VE BOŞALACAĞIMI HİSSETİM GELİYORUM DEDİM NEREYE YAPAYIM DEDİM ODA OFF Bİ YERE YAP İŞTE YA DEDİ İÇİNE SOKTUM BEYLER SİKİYORUM SONRA TAM BOŞALICAKKEN ÇIKARDIM GÖBEĞİNE ATTIRDIM VE PANTALONUMU GİYİP EVE GİTTİM AKŞAMDA MESAJ ATTIM NASIL SİKTİM AMA OROSPU O 11 AYIN BÖYLE ACISINI ÇIKARDIM DEDİM VE KIZ AĞLIYARAK ARADI ALLAH BELANI VERSİN DİYE BENDE DEDİMKİ İYİ SAKSO ÇEKİYORSUN ALLAH SENİ BİDAHA BANA VERSİN DEDİM VE KAPATTI O GÜNDNE SONRA ASLA KONUŞMADIK BEYLER VE ŞU AN BOŞALDIM AMK

submitted by ALLAHSIZBRUH31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.24 16:45 fgmer Billie eilishi sikmek istiyorum

keske ambulans gorevlisi olsam, surda ki 2 adamdan birinin yerinde olabilsem keske.Billienin hem yaralarini iyilestirmek hem de ona olan sevgimi gostermek isterdim.Adamin yerinde ki ben olmuş olsaydim Billie'nin ayağını sararken , +Bak billie kendine dikkat etmen lazım sahnede fazla zıplama lütfen.Kendi iyiligin icin olur mu ? billie:tamam olur abi ben: bana abi deme ben senle ayni yastayim billie: cidden mi ya? ben : evet billie. hatta ben yiğit uzun suredir seninle arkadas olmayi hayal ediyorum.Seni cidden cok seviyorum. Bugun benim en sansli gunum arkadas olabilir miyiz sen de beni cok seversin cidden Billie: seninle niye arkadas olayim ki? Ben : cunku sana iyi bi arkadaslik edebilirim, belki ilerde arkadasligimiz baska yönlere yol alir. Billie: ne gibi? ben: onu zaman gosterecek. :) hahaha billie: sen ne tuhaf birisin ya :). Taam arkadas olalim bana whatsapptan yaz tamam mi ? diyip kalkıyor ve helikopterine binip gidiyor. Sonra ona yazmak icin telefonumu cikariyorum ama fark ediyorum ki numarasini vermemis.Sanirim orda ki ambulans gorevlisi olsam boyle bi hikaye gecerdi başımdan. Ama olsun yine de bi kez olsun onunla görüşmek konusmak bana yeter..
billie hello,I really love you too so so much. I'd give anything to meet you.But I live in turkey so it almost impossible for me to meet you. I can't come to your concert because I don't have enough money. So I just want you to read this message and know that I love you. i hope you see my message Billie,I hope one day I can realize my dream and meet you.Take care of yourself. And can I lick your foot at the concert?
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.21 08:26 manyakobez Teyyibi çok seven adam

İkide bir Tayyip Tayyip diyorsunuz lan! Ülkemizi ülke yaptı Türkiyemizi Türkiye yaptı🇹🇷🇹🇷🛣️🛣️ bee. Nereleri görmediniz Avrupa'ya bakın bizi kıskanıyor😎😎 Tayyip Erdoğan mış aç kalıyorsun Tayyip diyorsun. Lan ben 35 yaşındayım araba🚘🚘 sahibi oldum, ev🏠🏠 sahibi oldum onu çok seviyorum❤️❤️ ama canımı da veriyorum⚰️⚰️ tamam? Ben Tayyip Erdoğan'ı çok seviyorum ama 2023 yılındada ona oy veriyorum🗳️hasretimle lan zonguldaklıyım yaşıyorum gelin lan💪💪 yeter lan Tayyibe de laf yapmayın artık yeter yeterrr😭
submitted by manyakobez to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.20 20:34 astragan07 bisey soyleyin

amk gecen yil bir kiza asik olmustum acildim reddetti sonra cok yakin ark oldum hala seviyordum onu sonra aradan bi kac ay sonra bana seni seviyorum dedi ben de dedim ki yani sevgili falan mi olmak istiyorsun dedim ben de hala seviyordum bilmiyorum dedi sonra bu kizla daha da samimilestik en sonunda ne ben onu aradim ne o beni birisi sordu su kizi seviyor musun diye ben de eskidendi yazdim bunu kiza atmis kiz da agzina gelen hakareti etti amk sonra ben mumkunse bidaha gorusmeyelim dedim engel basti amk. ben buna sonra tekrar yazmak istedim cunku hala seviyo gibiydim sonra gecen gun engel kaldirdim selam verdim falan konustik biraz ertesi gun gece yarisi bana insta var mi dedi ben kullanmiyorum hayir dedim sonraki gun bu kiza tekrar acildim mk senden karsilik beklemiyorum dedim oda bunu soylemen iyi oldu dedi beni seviyot musun gibi bisey dedim oda zamanla olucak falan dedi sonra ben buna diger gunler yazdim surekli gece yarisi bakamadim kusura bakma yarin konusalim diyip duruyor bulusma teklif ettim kabul etti sen sec dedim mekani ayarlariz dedi gecistirdi napim bu kiza iletisimimi tekrar keseyim mi?
submitted by astragan07 to KGBTR [link] [comments]


2020.08.19 13:23 galaksigezgini42 Harika boş yaptığım bir konuyla yine beraberiz. Yeeeey!

BEN KİMİM? Hepinize hayırlı günler ola. Bu post benim davranışlarım hakkımda bilgi veren bir içeriktedir. Yine de çok bir şey beklemeyin, genelde bildiğiniz konular. Okudukça yeni bilgiler edinebileceğinizi umuyorum. Bu yazı bir günde yazılmadı günlerce üstünden geçildi, eklemeler yapıldı. Aşağıda bazı konuştuğum kişileri "ne olarak" gördüğümde yazılı. En alta inin görmek için.
1)Genel Bahsetme
17 yaşındayım, genel olarak burdurland'te dolaşıyorum merak edenler için. He akıl yaşım daha küçüktür orasını bilemem. Çok bir eğitimim yok, ingilizcem bile 3 tekerlekli bisiklet seviyesinde. İnsanlara saygılı olmayı severim. Bana bir adım atıp elini uzatana elimi veririm. Tabi şimdi kavga etmeyi de severim, arasını bulmaya çalışıyoruz işte. Normal hayatta karşılaşırsanız suskunumdur burdakine göre yani yadırgamayın. Yalnız takılmayı severim pek arkadaş edinmem, bir kaç tane de dost dediklerim var geçiniyorum öyle. Aşık olmayı çok önce bıraktım, yoluma bakıyorum. Nedenini bilen bir kaç kişi var, onlara sorun çok merak ediyorsanız. Ne kadar çok insana değer verirseniz çekeceğiniz acı o kadar artıyor ya da hata yapma payınız yüzdelik değil çarpım olarak artıyor. Onun dışında konuştuğum kişilere göre; egoluyum, kızgınınım, saygıdeğer biriyim, ne dediğimi bilmez biriyim, insanlığa önem veren biriyim, insanları katletmek isteyen biriyim, kandın düşmanı, aklı beş karış havada vs. vs. istediğiniz gibi bahsedin benden. Ben de alınma gücenme yok. Adımı açıklamayacağım tabi ki onun Doctor'un koruduğu gibi korumayı yeğlerim. Bana ulaşmak isterseniz Dm'mi ne diyor bu yeni nesil, sohbet kısmı var ya orası hep açık size. Kimseyi engellemem -birini engelledim- onu da kaldıramıyorum, nereden kaldırılcak bilemiyorum. Son olarak idari işlermiş, yönetimmiş oralarla işim yok ben halkın arasında kalmak istiyorum.
2)Yazım Tarzım
Yazım kurallarına dikkat etmeyi severim, normalde dikkat etmezdim fakat bir ara bir şeyler oldu; hatırlamıyorum. Sonra özen göstermeyi başladım. Yorumlarımı ister ironik anlayın ister ciddi, hepsine verecek cevabım var. İçimde farklı kişilikler konuşur ve ben en beğendiğimi yorum atarım yani bir gün bazı konularda kendimle çelişebilirim ya da olaya göre karşı tarafı savunabilirim, çok fazla nedenden olabilir, onları sayamayacağım. Kimin ne yazdığına dikkat etmem. Benim için yazılan önemlidir, kin tutmam. Ortaya bir dava koyarım ama sorsanız çıtkırıldım bir bedene sahip, sivilceli ergen yazıyor işte boş boş (kendimi tarif ettim). Küfür etmem fakat sinirlendiğimde çok fena giydirebilirim ama sinirlenmem (ya işte cevap veremem filan demiyor da kıvıtıyor dansöz gibi). Herkesin insanlık haklarını savunurum FAKAT LGBTplus diye bir grup var ya gösteri filan yapıyorlar. Ancak idam filan edilmeye ya da toplu katledilmeye başlarlarsa vb. durumlarda onları savunurum. Eh engelleyecekler engellesin şimdi boşuna tantana etmeyelim daha sonra. Sanki sizin boğazınıza kelepçe takılıp sabahtan akşama kadar piramitlere taş taşıdınız, bu kadar bağırmanızın sokaklara dökülmenizin başka sebebi olamaz. Biraz sessiz olsanız kimse dönüp bakmayacak bile. Hepimiz tek bir gemi de yaşıyoruz, sanki yeterince sorun yokmuş gibi siz çıkıyorsunuz. Amerika ve Çin'den ne çıksa zaten bir yerinde var hayırsızlık.
3)Bu ne olsun bilemedim ras(t?)gele bahis-i vukuat yapacağım.
Redditte bir çok yeni düşünceli insanla tanıştım bunun bana yararı baya bir oldu. Şunu biliyordum ama içli dışlı kavradım artık "hepimiz aynı gemideyiz, ne kadar kavga etsekte yine beraberiz". İnsanları sınıflandırmayın artık; yok sağcı-solcu, eşcinsel-aseksüel, zengin-fakir, köylü-şehirli, genç-yaşlı. Bir şeyi bir eleştiririm, iki olur, üç olur, döndüncüde fikir sunmuyorsam sorunu çözmek için eleştirdiğim fikirden farkım kalmaz, bu Burdur'daki bir kesme ilk sözüm. İkinci ise " Kadınımızı hele ki anadoluyu bilmiş türk kadınımızı aşalayıcı sözcüklerle tabir etmeyi, genellemeyi ve İnstagram tarzı paylaşımlar yapmayın" aynı Ceza'nın da bir zamanlar dediği gibi. Benle istediğiniz gibi konuşun, yazdım mı bunu bilmiyorum ama tekrar hatırlatayım kapım hep açık. Erkeğim bu arada, bazıları kız sanabiliyor. Anarşist biri gibi gözükebilirim ama yönetime saygım vardır. İnsanlardan sır saklamalarını istediğimde bunu bozarlarsa hiç azmedemem fakat iki kişinin bildiğinin sır olmadığını bilirim. Komplo teorilerinin çoğu bana haklı gelir. İnternette sadece kendini görüyor diye büyükleriyle dalga geçen ve onların tecrübelerini görmezden gelen "Z" kuşağına benim de saygım yok. Hadi bakalım demet akalın hacı bizim mekana akalım hop beyler mekanın sahibi geldi fero arabana bakalım, hobaaaa.
4)Zevklerim
[Yukarda bahsettim ya kendimle çelişebilirim diye, asla kendimle çelişmeyeceğjm konular vardır.]
Müzikten başlayalım: Benim müzik kulağım yok. Elanur'dan Ceza'ya oradan Murat boz ve Sandal'a kadar çok geniş bir yelpazede dinleme yapabilirim. Enes Batur izlemiyorum, korkmayın. Barış Özcan'ı sevmiyorum ama izliyorum mecbur. Yeni konuları güzel bir şekilde harmanlayıp türkçe olarak sunuyor sağ olsun. Ruhi abimizin gezip göstermesini çok seviyorum. Murat Soner, Saniye Bey, Hugola, ADÇ, Berk Vural, Porçay, F&F ve anlamsız videolar izlemeyi seviyorum. Ders olarak matematik, biyoloji, fizik, edebiyat (hocalarım sağ olsun, sevdirdiler.) Tarihe ilgim vardır. 2. Abdülhamit'e özel bir eğilimim var. Ekonomiyle aram yoktur, keşke olsa da neye yatırım yapacağımı bilsem. Yeni teknolojiyi desteklerim ama insan kontrolünden çıkan ve dış müdahale tehlikesi açan teknolojiler beni endişelendiriyor. En basit ve şaçmasından: Koronavirüs aşısını yaparken bize patlayıcı nanobotlar -ya da başka işlevli olabilir- enjekte etseler sonra da 5G'de kullanılan teknoloji ile bizi öldürebilseler nasıl olur diye düşünüyorum. Ölmek benim için sıkıntı değil fakatta asfalta düşen pasta gibi de olmasın be sonumuz. Şu P!nç'tekj adamı hiç sevmiyorum. Bilgisiyar konusunda yetenekli değilim, donanım ve yazılım olarak. Bilim kurgu, aksiyon, komedi severim. Aşk, dram özellikle korkuyu benden uzak tutun. Vallahi de billahi de kız gibi çığırırım. Toprağın altına verdiklerim için ağlamam. Çoğunlukla topluma ayak uyduramam, sevmiyorum be agalar, olmuyor. Bisikletten anlarım az uğraşmadım benimkinle. Motorsiklet mi, araba mı araba derim. Kitap okumayı severim ama başlayıp ilk 100 sayfa okumak çok zor. Sonrası zaten gümbür gümbür geliyor. Umrumda değil dünya, tek umrumda olan "rüya". Çoğu konuda yarı cahilim, benle tartışmak isterseniz aklınızda bulunsun. Her zaman gideceğim yere ne kadar erken çıksam da geç varırım, çözümünü bilen yazsın. Güldür güldür'e gülüyorum zoomer hadi englle beni. Dışarı olabildiğnice az çıkarım, zevk sefa sürmeye, restorantlarda para harcamaya gelmedim ben. Haber izlemeyi de severim. Fox ile Atv'yi izleyip iki yarım elmayı birleştiririm,biraz da internet serperim. Numan Kurtulmuş'tu sanırım; evlenmeyen insanlarla ilgjlj zırvaladı bir kaç şey, alındım doğrusu. Bir de rahatsız etmek gibi oluyor ama ülke duvara toslayacak acaba her siyasal kesim kendj çıkarlarını bir kenara bırakıp ülkeyi tamir edeblir mi? Deniz mi, orman mı kesinlikle orman. Buradan bizi izleyip topluluk davranışlarını analiz eden Pentegon yapay zekasına sesleniyorum; ben de seni izliyorum. Müzik aleti çalamam, herhangi bir spor dalında yetenekli değilim. Salam yiyemiyorum, dokunuyor. Onun dışında yemek ayırt etmem. Karma benim için önemli değildir, sadece yorum yapmayı seviyorum.
5)Bitiriş
Buraya kadar ikinci kez okumadım ama bence baya güzel boş yapmışızdır, ne dersiniz? Bir de siz buraya kadar niye okudunuz ki, işiniz gücünüz yok mu. Burada cevabını bulamadığınız soruları -hiç çekinmeyin aklınıza ne gelirse sorun- ya da eleştirilerinizi bekliyorum, yorumları boşuna yapmadılar. Hepinize teşükkür ediyorum; geçmişte yaşattıklarınız ve gelecekte yaşatacaklarınız için. Hepinize selam çakıyorum ve Reddit'e döndüğümü mutlulukla söylüyorum.
6)After Credits(yanlış mı yazdım la)
[Gereksizkisi, kanlibaron, bluepizza_3, muharremgdn, Ahmetnuman4444, eatenthememer]= bir zamanlar muhabbetimizin geçtiği, bana çok şey katan ve farklı düşünce tarzlarını anlamamı sağlayan kişiler.
[Guywithoutusername, yag_r_u]=valla bir muhabbetimiz var ama hatırlamıyorum.
Hinata= Abisiyim.(yok len ciddi değilim.)
Libertus_61= Bro senin attığın mesaja tıklayınca hâlâ reddit çöküyor.
Snapo82= Loki-of-asgard-'tan kalan birisin bana.
[Heyheytoyou, batusavage_]= Reditti bana öğreten abimle ablam, sağ olsunlar çok yardımcı oldular.
Z1pyisback= yegenim.
[UniMami5, tencianillevent, brmnn25]=silah arkadaşlarım o7.
Loki-of-asgard-= Sözler yetmez mazimiz konuşsun.
EnTeLA_M_D= konuşuruz ara ara, derin muhabbetimiz var.
[Onlyteenager, kutahi]=bang bang yoluna tuz döktüm buz yedim.
[Feooooo, -warfire-]= onlar bizi izliyor.
TuzluSeker= gidişattan rahatsız.
Emirefe002= animeden ayrılmamı sağladığın için çok mutluyum.
Egeneges= Bir anlık heves.
11041987asadas=🖤
[Zeytinlipogaca, Tardizzz]= Doctor who sevdalıları.
Gumus33= başka bir seviyede. Elinde değnek ve beyaz sakalllı biri gibi benim için.
[Aykax, Bursaland]= sapık gibi beni takip ediyorlar
[Yönetici ve modlar]= bir madalyonun iki yüzü.
7)Havalı sözler
-Bir sabah hayatta olmayacak annen veya baban, tek bir gün geçirme sarılmadan.
-Gül ağacına su veririz. Lakin su hem güle yarar hem de dikene... Yanımızda yöremizde su verdiklerimiz diken olmaya meyletmişlerse sonunda mutlaka budarız!
-Dostluk bir kitap gibidir, açıp okunmadıkça tozlanır, tozlandıkça karmaşıklaşır ve unutulur.
...Sanırım hepsi bu kadar değlidi tabiki, yüzlerce kişiyle konuştum ve benim de bir sınırım var. Aklıma gelenleri yazdım diğerleri alınmasın. İsmini geçirmediğim kişilerden özür diliyorum. Buralara kadar geldiğiniz için teşekkür ediyorum, yazım yanlışlarım için özür diliyorum ve size hayırlı günler ardından yorumlar kısmına davet ederim diyerek sözlerimi bitiriyorum...
submitted by galaksigezgini42 to u/galaksigezgini42 [link] [comments]